|
Ruşen Güneş'le Beypazarı'nda Orhan Veli... |
|
|
|
|
YANSIMALAR / Şefik Kahramankaptan
Viyola sanatçılarımızın duayeni, oturduğu Londra ve ders verdiği İzmir arasında tükenmez enerjisiyle mekik dokuyan Ruşen Güneş (d.1940), geçtiğimiz günlerde “baba ocağı” Beypazarı'ndaydı. Belediye Başkanı Cengiz Özalp'ın imzasıyla çıkarılan davetiyede, “Ünlü Türk viyola sanatçısı, besteci, değerli hemşehrimiz” diye tanıtılan Ruşen Güneş'i selamlayıp dinlemek üzere, Beypazarı'nın yolunu tuttum. Tam bir “yavaş şehir” görünümündeki sâkin Beypazarı'nın çarşı içi afişlerle süslüydü. Ankara'dan viyolacı Çetin Aydar ve Emre Akgöl, kemancı Orhan Ahıskal ve Nur Aydar, şiir okumasıyla ünlü tiyatrocu Semih Sergen de gelenler arasındaydı. Güneş, 1993'ten beri birlikte müzik yaptığı piyanist Tülay Gürerk'le birlikte “Orhan Veli ve Müzik” başlıklı programını sundu Halkevi'nde. Binanın öyküsü de ilginçtir. 1936'da, tek parti döneminde CHP tarafından temeli atılıp 1937'de “Dedikodu yapma, spor yap!” sloganıyla açılmış olan Halkevi binası, 1950 sonrası metruk hale dönüşmüş! Önceki MHP'li başkan Mansur Yavaş, binanın kullanılabilir hale getirilmesi için kaynak ararken Deniz Baykal'a da başvurmuş. CHP'nin sağladığı finansmanla, eski taş bina restore edilip kullanıma açılmış. Öyküyü, MHP'den seçilip, sonra ilçeye olanak sağlamak gerekçesiyle AKP'ye geçen şimdiki başkan Özalp'ten dinlemiştim.
Tülay Gürerk'le 1993'den buyana beraber çalışan Ruşen Güneş, konservatuar öğrenciliğinden beri Orhan Veli şiirleri için müzik yazıyor... Öyküyü hemşehrilerine kendisi anlattı. Babası Kazım Güneş, Ankara lisesinde Orhan Veli Kanık'ın (1914-1950) sınıf arkadaşıymış. Böylece çok küçük yaşta tanıştığı şiirlerle, kendi deyimiyle “Orhan Veli hastalığına” yakalanmış. Viyolası ve piyano eşliğinde şiirleri okuduğu bir program hazırlamış. Brahms “scherzo” ile başlayıp beş müzikli şiir, ardından bir Çaykovski “vals”, sonra dokuz şiir daha ve Williams'dan “galop”la tamamlanan bir programdı bu. “Pireli Şiir”den “Neler yapmadık şu vatan için!/ Kimimiz öldük; / Kimimiz nutuk söyledik”e, uzun-kısa şiirleri kendine özgü hareketleri ve heyecanıyla sundu Ruşen Güneş... “Yalnızlık şiiri”ni dinlerken Silivri'dekileri düşündüm: “Bilmezler yalnız yaşamayanlar,/ Nasıl korku verir sessizlik insana;/ İnsan nasıl konuşur kendisiyle; / Nasıl koşar aynalara, / Bir cana hasret, / Bilmezler.”
Hemşehrileri uzun alkışlarla sundu teşekkürlerini... Sonra hediye ve plaket faslı... Konser sonrası biraz hasret giderip sohbet ettik, hoş duygular içinde ayrıldık Beypazarı'ndan...
CA-411 Yansımalar / Şefik Kahramankaptan / 15 Mayıs 2012 / Cumhuriyet Ankara / |
|
V. Murad: Padişahım çok danset! |
|
|
|
|
YANSIMALAR / Şefik Kahramankaptan
“Sanatta barışık tarih anlayışı: V.Murad” başlıklı yazımı “Son sözü söylemek için temsili bekleyeceğiz ama hepsi peşin bir 'ellerinize sağlık' kutlamasını hakediyorlar” tümcesiyle bitirmiştim.(Bkz:http://www.kahramankaptan.com) Temsili izledik ve tüm oluşturucu kadroya kutlamamızı bir kez daha yineliyoruz.
Baleyi izlenebilir kılan buluşçu, görkemli sahne tasarımı nedeniyle Savaş Camgöz'e binlerce selam. O güzelim Çırağan Kapısı... Elde sadece bir gravürü bulunan, bizim vandalların yıkıp yokettiği, locasında Abdülmecid'in oturduğu Dolmabahçe Saray Tiyatrosu'nun içi... Ve Abdülaziz'in görkemli saltanat kayığı içinde gelişi... Fevkalade etkileyici bu üç tabloya, Mevlevi ruhların mezarlarından çıkışını da ekleyince balenin “vurucu görselliği” özetlenmiş oluyor.
Bu vurucu görselliği, adeta adımlara göre santim santim müziği bestelemiş, marşdan valse basit piyano çiziktirmelerinden büyük bir bale müziğini ortaya çıkarmış, yazdığı müziği yetenekli opera orkestrasıyla seslendirmiş Bujor Hoinic'e binlerce selam... Ve tabii, Emre Aracı'nın öyküsünü bu müthiş altyapı desteğiyle, adım adım uygulayan, ilk özgün uzun soluklu koreografilerini yapan Armağan Davran / Volkan Ersoy ikilisine binlerce selam. Daha önce “Üç Silahşörler” ve “Notr Dame'ın Kamburu” gibi iki uyarlamaya imza atan koreograf çift, V. Murad'la rüştünü kanıtlamış oldu.
Değerli dostum müzikolog-araştırmacı Emre Aracı'nın elde ettiği özgün padişah yazıları ve V. Murad'ın neşeli piyano parçaları olmasa, bunlarla bir bale yapılmasını hayal etmese, Ankara DOB Müdürü Erdoğan Davran bunları duyunca “yapalım” önerisini getirip oluşturucu kadroyu örgütlemese, bu bale oluşturulamazdı. Başta Aydıner İnşaat, Çırağan Kempinski ve Nurol olmak üzere sponsorları da unutmamak gerek. Hepsine binlerce teşekkür...
Hem gerçek Murad'ı, hem de olmak istediği güçlü hayalî Murad'ı canlandıran Cankat Özer ile Burak Kayıhan tipleme ve danslardaki estetikleriyle yapıtın başarısına büyük katkıda bulundular. V. Murad'ın kendisiyle birlikte Çırağan'da gözetim altında tutulup orada büyüyen kızlarını canlandıran Selin Sezer, Mine Örsçekiç ve Sanem Subaygil ile eşlerini canlandıran Sanem Ergüler ve Almula Ersoy, tiyatro sahnesini “altın çift” olarak renklendiren Arzu Kıran - Oliver Spence, padişah tiplemelerinde Ertuğrul Bolat ile Mert Türkoğlu, kürekçibaşında Hakan Odabaşı, sahneüstü başarısının tümleşmesindeki katkı sahipleri. Fuat Gök'ün uygulamasıyla tüm bu sahneler amaca uygun biçimde ışıklandı.
Hazırlanan kapsamlı kitapçık, yapıtı daha iyi anlamak için gerekli bilgi, söyleşi ve yazılarla yeterince zengin. Bu sezon kaçırırsanız, sonbahara devam edecek, bu arada gerekli okumaları yapabilirsiniz.
CA-410 Yansımalar / Şefik Kahramankaptan / 8 Mayıs 2012 / Cumhuriyet Ankara /  |
|
|
Acaba “yuh” çeken çıkacak mıydı? |
|
|
|
|
İZLENCE / Şefik Kahramankaptan
Bizde dinleyici en kötü besteyi bile yuhalamaz, aksine alkışını esirgemez. Yarım yüzyıldır yuhalanan besteciye rastlamadım.Geçen hafta “yuh” nidası üzerine konuşulan bir “dünya prömiyeri” yaşadık. Türk bestecilerinin yapıtlarının seslendirilmesi konusunda duyarlı olduğunu bildiğimiz, şeflerimizin “duayeni” Gürer Aykal'a (d.1942), mühendis-besteci Ali Doğan Sinangil'in (d.1934) 4. Senfoni'sinin ilkseslendirmesini yaptığı için kendisine şükran duyuyoruz. Ancak, dinleti öncesi Aykal, “ Pek çok bestecinin yeni eserinin ilkseslendirmede beğenilmeyip yuhalandığını, ancak 50 yıl sonra değerinin anlaşıldığını” vurgulayıp, “Bu bir klasik yazı ama çağdaş müzik” bilgisini verdi, eserin “yuhalanmamasını” istedi. Sonra ilk ölçüyü vurmadan önce arkasına dönüp yeniden tembihledi: “Sakın yuhalamayın!” Bu yaklaşım, sarkastik bir üslup denemesi miydi, şaka mıydı, espri miydi, yoksa bilinçaltındaki bir gerçeğin ifadesi miydi, doğrusu anlayamadım. Üstelik 78 yaşındaki besteci ön sırada heyecanla yapıtının seslendirilmesini bekliyordu. Yaklaşık 20 dakikalık yapıt tamamlandığında izleyici alkışladı. Aykal, Bilkent Senfoni Orkestrası'nı işaret ederek bu kez “Bravo, çalabildiler” meali bir söz söyledi.
Yapıtın ilk bölümü yaylıların girişiyle umut vericiydi ancak sonrasında tekdüzelik ve özgür doğaçlama sergilemeleri başladı. Yeterli karşıtlıklar yoktu, bazı bölümlerde “aklınıza estiği gibi çalın” denilmişti sanki... Çok yoğun bir yazı, karmaşık bir çokseslilik sözkonusuydu.Yapıt bir daha seslendirilir mi bilemem, ama en azından bizler ve besteci yapıtı duymuş olduk, canlı kaydı da yapıldı. Pamuk gibi saçlarıyla Sinangil sahneye çıktı, alkışlandı. İkinci bölümde büyük Rus piyanist Alexander Ghindin, Rahmaninof'un insanın kalbini sarıp sarmalayan o güzelim 2. Konçertosunu olağanüstü güzellikte seslendirdi. Salondan çıkarken, içimde hem yeni bir yapıt, hem de hârika bir piyanist dinlemenin mutluluğu, hem de tuhaf bir “sızı” vardı. Gürer Aykal şu “yuh” meselesini gündeme getirmeseydi, acaba “yuh” diyen çıkacak mıydı?
İz 015/ 10 Mayıs Perşembe / Cumhuriyet Ankara
|
|
Gençlere bravo, jüriye sitem... |
|
|
|
|
İZLENCE / Şefik Kahramankaptan
Baştan hatırlatalım. Amacımız “bağcı dövmek” değil,”üzüm yemek”... Ankara Devlet Konservatuarlılar Derneği tarafından büyük çellist Nusret Kayar (1918-2012) anısına düzenlenen viyolonsel yarışmasına 9 genç çellist katıldı. Jüri Başkanı İtalyan çellist Prof. Rocco Filippini, üyeler DOB Orkestrası başkemancısı Tayfun Bozok, Orkestra Akademik Başkent şefi Ertuğ Korkmaz, CSO “çello solisti” Oğuzhan Kavruk, Borusan Dörtlüsü çellisti Çağ Erçağ, AÜS çellisti Sinan Dizmen ve ADOB Müdürü çellist Erdoğan Davran'dı. İki gün elemelerde ter döken gençlerden dördü finalde yeniden yarıştı. Finaldeki dört genci dinledim. Sonuç açıklanırken, finalistlerin tüm yarışma boyunca etkinlikleri dikkate alınarak derecelendirme yapıldığı belirtilerek, kimseye birincilik verilmediği açıklandı. Münih'te master yapmakta olan Rabia Aydın(d.1990) ikinci, Almanya'da masterini tamamlayıp Fransa'da ikincisine başlamaya hazırlanan Nil Kocamangil (d.1989) üçüncü ilan edildi. Öteki iki finalist Bilkent lise son öğrencisi daha yeni Avusturya'da Liesen yarışmasında ikinci olan Doğuş Ergin (d. 1993) ile geçen yaz Loorin Maasel tarafından bizzat seçilerek bir ay Amerika'da ünlü şefin orkestrasında çalan Elif Buğu Ünlüsoy (d. 1994) finale kalmakla yetindirildiler.
Sonuçlar açıklandıktan hemen sonra, çoğu genç arkadaşlarım olan jüri üyeleriyle konuştum, “içlerinde CSO ile çalacak düzeyde” çellist olmadığı gerekçesiyle birincilik için oy vermediklerini söylediler. Oysa Jüri Başkanı Rocco Filippini ile Tayfun Bozok, Rabia Aydın'ı birincilik, Nil Kocamangil'i ikincilik, Elif Buğu Ünlüsoy'u da üçüncülük için layık görmüşlerdi. Yarış ma şartnamesinde de “CSO ile çalacak düzeyde olmak” diye bir madde yoktu, sadece CSO'dan “yönetim kurulu uygun gördüğü taktirde konser verileceği” yönünde vaad alınmıştı. Üstelik bu gençlerin hepsi, daha önce İstanbul, Bursa, Antalya, İzmir, Bilkent senfoni orkestralarıyla bir veya birden çok kez çalmışlardı! Örneğin Rabia Aydın Antalya'da Rengim Gökmen, Matias Vegel ve Cem Mansur'un batonu altında konçertolar seslendirmiş, Doğuş Çocuk başta olmak üzere gençlik orkestralarında da görev almıştı!
Bu gençler, bu tür yarışmalara ödül olarak konulan birkaçbin lira için değil, kendilerine yeni konser olanağı yaratabilmek için katılıyorlar. Çünkü onların gelişimleri, biraz da orkestra eşlikli konser verebilmelerine bağlı. Üstelik “uluslararası” değil, ulusal boyutta 17-27 yaş arası tek kategoride bir yarışmaydı bu. Onların şevklerini kırmamak, özendirici, motive edici olmak gerek. Bunun için de “kuyumcu terazisi”yle ölçer gibi yapmaya gerek yok. Dolayısıyla Prof. Filippini ve Bozok'a teşekkür, dört finaliste bravo, jürinin öteki değerli üyelerine de biraz “sitem”...
Ödül töreni ve konseri; 8 Mayıs 2012 Salı günü Saat 20.00’da Devlet Resim Heykel Müzesi Konser Salonunda Şef Ertuğ Korkmaz yönetimindeki OAB eşliğinde Rabia Aydın'ın solistliğinde yapılacak. Giriş ücretsiz, haberiniz olsun...
İz 014/ 3 Mayıs Perşembe / Cumhuriyet Ankara
|
|