“AKDENİZ RENKLERİ”
Çarşamba ~ Haziran 06, 2008 by admin Posted in CD Projeleri
“AKDENİZ RENKLERİ” Şefik Kahramankaptan Gitar, büyülü tınısıyla Türk kulağına çok yatkın bir çalgı… Çok sayıda genç, gitar kurslarına gidiyor, belli ölçülerde de olsa bu enstrümanı çalmayı, bazı parçaları kulaktan çıkarmayı ve topluluklara neşe katmayı öğreniyor. Bunda, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığımız ve Anadolu’da geliştirdiğimiz “saz geleneği”nin de büyük etkisi olduğuna kuşku yok. Çoğu köyde-kasabada bağlama çalan birkaç kişi bulunur ve kırsal bölgede yetişen her çocuğun da gözü-kulağı ve hâttâ eli az da olsa telli çalgıya yatkındır. Bu yatkınlık ve gitarın öteki enstrümanlara göre çok daha kolay ve ucuza satın alınabilmesi, büyük kente üniversite okumaya giden gençleri özendirici bir etki yapıyor. Özellikle üniversite çağındaki gençler arasında yaşanan bu merak ve sevgi, bizim gitar virtüözlerimizin çoğunun mühendis, doktor, mimar gibi meslek sahipleri arasından çıkmasına yol açtı. Giderek konservatuvarlarımızda da gitar bölümleri kuruldu ve bu çalgının öğretimi akademik disipline girmeye başladı. Bu bölümlerden biri de Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde bulunuyor. Bu bölümde gayet başarılı öğrenciler yetiştiren Kürşat Terci ile Kaan Korad, solist olarak da yurt içinde ve yurt dışında başarılara imza atıyorlar. İkili, 2008′de 20. yıllarını kutluyorlar. Terci-Korad gitar ikilisinin repertuarlarında, bu enstrüman için beste yapmış değişik dönemlerden tüm seçkin bestecilerin yapıtlarının yanısıra, çağdaş bestecilerin güncel işleri de yer alıyor. Daha da önemlisi özel olarak Terci-Korad İkilisi için yazılarak kendilerine sunulanmış yapıtlar da bulunuyor. Gitar sesi, dünya coğrafyasında öncelikle Akdenizliliği ve Latin dünyasını çağrıştırıyor. Terci-Korad Gitar İkilisi’nin 20. Sanat yılında hazırladığımız seçki de, bu ortak paydada “Akdeniz Renkleri” adını taşıyor. Bu CD’de seslendirilen yapıtların bestecileri, Türküyle, İspanyoluyla gitar aracılığıyla Akdeniz çevresinden değişik tınıları, duygularını, görüşlerini notalara yükleyerek dinleyiciye taşıyorlar. Terci-Korad İkilisi, bu yapıtları değişik tarihlerde, değişik salonlarda, konser ortamında seslendirdiler. Bu yapıtlar, ikilinin az sayıdaki canlı kaydı arasından, akustik ve ses kalitesi anlamında büyük bir dikkatle seçildi, gerekli elektronik işlemlerden geçirildi. Şimdi bunları bütünsellik içinde dinleyiciye sunuyoruz. Program Notları Nejat Başeğmezler (d. 1950) – Vals / Tango (Terci –Korad’a ithaf)- 1950 yılında doğdu. 1962 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı’nın keman bölümüne girerek Necdet Remzi Atak’ın öğrencisi oldu. 1972 yılında okulun viyola bölümünü bitirdi. 1971 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda çalışmaktadır. Romantik çağın ikinci yarısında yaşayan önemli İspanyol bestecisi ve piyano virtüözü… Granados’la birlikte, Pedrell ‘in önderliğindeki İspanyol Ulusal Okulu’nun temelini attı, İspanyol müziğine yepyeni bir ulusal stil kazandırdı. “Harika Çocuk” olarak Krallık bursuyla Avrupa’da ünlü hocalarla çalıştı, kırk yıl yorumculuğuyla ön planda olan Albeniz, 1890′da evlenip Paris’e yerleşti ve kendini beste yapmaya adadı. Operaları da bulunan bestecinin yapıtlarının büyük çoğunluğu piyano içindir ama bunların çoğu gitar uyarlamalarıyla ön plana çıkmıştır. Albeniz’i doruğa ulaştıran asıl başarısı, tipik İspanyol şenliklerini çağrıştıran 12 piyano parçasının oluşturduğu dört defterlik “İberia Süiti” (1906-1909) adlı evrensel nitelikteki başyapıttır. Ülkesinin zengin folklor birikimini “ İberia”da ustaca kullanan besteci, özellikle çok sevdiği Endülüs folklorundan yararlanmıştır. Ulusal İspanyol müziğinin kurucularından biri… Piyanist ve besteci olarak, tüm dünyada 12 parçadan oluşan “ Danza Española” adlı yapıtıyla tanınır. Halk müziğinden etkilenmek ve esinlenmekle birlikte, temaları birebir kullanmamış, ruhu İspanyol olan kendine özgü bir şiirsel dil yaratmaya çalışmıştır. Ağırlığı piyano parçaları olmakla birlikte, senfonik ve oda müziği yapıtları da yazmıştır. Çağdaşı ve arkadaşı Albeniz’in flamenko ritmine önem vermesine karşın, Granados ezgiselliği daha ön plana çıkarmıştır. Manuel de Falla (1876-1946) – La danza del Molinero (“Değirmencinin Dansı ) Daha çok orkestra eserleriyle tanınan, İspanya’nın en tanınmış ve sevilen bestecilerinden biridir. Vatanının geleneksel müziğinden aldığı etkileri, döneminin Avrupa tarzlarıyla birleştirerek kendine özgü bir müzik dili yaratmıştır. Baleler, şarkılar, piyano ve orkestra eserleri bestelemiştir. Ünlü şüir Frederico Garcia Lorca’nın en iyi arkadaşı olan de Falla, İspanya iç savaşı sonrası ülkesini terkederek Arjantin’de yaşamıştır. “İspanya Bahçelerinde Geceler” adlı orkestra yapıtı, dünyadaki tüm büyük orkestraların repertuarına girmiştir. John William Duarte (1919-2004) – “Greek Suit” (“Greek Meets Greek”) op. 39 (1968) Yirminci Yüzyılın en önemli yorumcu ve bestecilerinden biri olan İngiliz gitarist, öğretmen, yazar ve müzik eleştirmeni. 85 yıllık yaşamında 200 özgün yapıt besteledi ve düzenleme yaptı. Eserleri Andrés Segovia ve John Williams gibi üst düzey ünlü gitaristler tarafından kayda alındı. 60,70 ve 80′inci yaşgünleri değişik ülkelerden gelen çok sayıda gitar sanatçısının katıldığı dinletilerle ünlü Wigmore ve Bolivar Hall salonlarında yapıtları seslendirilerek kutlandı. İngiliz olmakla övünen Duarte’nin en tanınmış yapıtlarının başında üç bölümlük İngiliz Süiti gelir. Yunan Süiti de, önemli yapıtları arasında yer alır. Akdeniz esinli bu parça, doğrudan gitar için yazılışı dolayısıyla Duarte’nin sıklıkla seslendirilen ve tercih edilen yapıtlarından biridir. Arif Melikof (d. 1933) – Prelude No. 3 Azerbaycan’ın yaşayan en büyük bestecilerinden biri… Tar eğitimi alarak başladığı müzik yaşamında, Azerbaycan ulusal ekolünün kurucusu kabul edilen Kara Karayev’in öğrencisi olarak besteciliğe başladı. Azerbaycan Devlet Konservatuvarı’ndaki eğitimi sırasında aralarında 1. Senfonisi’nin de yer aldığı pek çok yapıt besteledi. 1965′deAzerbaycan Devlet Onursal Sanatçısı unvanı ile ödüllendirilen sanatçı, Nazım Hikmet’in Ferhat ile Şirin’i üzerine sahne müziği ve bale müziği besteledi. Hacı Arif Bey (1831-1885) – “Olmaz ilâç sine-i sad pâreme” Şarkı bestecisi olarak Türk musikisinde yeni bir çığır açmıştır. Çerkes kökenli olan Hacı Arif Bey, şarkı formunun en önemli bestekârı olarak bilinir. Bütünüyle Türk musikisinin sözlü öğrenim geleneği içinde yetişmiş bir besteciydi. Nota bilmiyordu, herhangi bir saz da çalmazdı. Ama çok güçlü bir belleği vardı, bini aşkın eser ezberindeydi. Çok iyi bir okuyucuydu. Osmanlı Sarayında da Abdülmecit, Abdülaziz ve Abdülhamid dönemlerinde değişik yıllarda, “başşarkıcı” olarak çalıştı, Müzika-yı Hümayun’da dersler verdi. Kürdilihicazkâr makamını da Arif Bey oluşturmuştur. Anlatım olanakları çok geniş olan kürdilihicazkâr, Türk musikisinde en çok kullanılan makamlardan biri haline gelmiştir. Arif Bey’in bu makamdan bestelediği şarkılar, onun kişisel üslubunu yansıtan, özgün bir güzelik taşır. Bine yakın eser bestelediği söylenir, ancak 337 parçası notalarıyla günümüze kalmıştır. Bunun 327’si şarkı, 10′u öteki formlardaki eserlerdir. Jorge Cardoso (d. 1949) – Tango-Poker de Ases Chick Corea (d. 1941) – Spain İspanyol kökenli Amerikalı piyanist ve besteci…Armando Anthony Corea, müzik dünyasında bilinen adı ile Chick Corea, dünyanın en önemli cazcılarından biridir. Değişik enstrümanlardaki tüm zirve isimlerle ortak çalışmalar yapan Coreo, İstanbul ve Ankara’da da konserler vermiştir. Georges Bizet (1838-1875) – “Aragonaise” ( Carmen, Süit No. 1. 1873-74) Tüm dünyada adı Carmen operası ve süitiyle özdeşleşmiş Fransız besteci ve piyanist… Bir “hârika çocuk” olan Bizet, bir başka önemli Fransız besteci olan Ravel’in yapamadığını başarmış ve Paris Konservatuarı’ndaki öğrenciliği sırasında Büyük Roma Ödülünü’nü kazanmıştır. Carmen Süitinin de senfoni orkestraları repertuarlarında vazgeçilmez bir yeri vardır. Bu süitten çok çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Nejat Başeğmezler (d. 1950) – Idefix “Idée fixe” Nejat Başeğmezler’in ilk gitar eseridir. 1996 yılında Bilkent Gitar Üçlüsü için yazılmış olan üç bölümlü esere sabit fikir anlamındaki “Idée fixe” adı, sürekli tekrarlanan bir motif dolayısıyla verilmiştir. Ahmet Adnan Saygun (1907-1991) – Cumhuriyet dönemi ilk kuşak bestecisi, etnomüzikolog ve düşünür… Türk halk ve makamsal müzikleri ve Türk müziğinde geniş yeri olan aksak tartılar (ritmler) üzerine geniş araştırmalar Özgeçmişler Kağan Korad, Gitarist
TERCİ – KORAD GİTAR İKİLİSİ
(20.Yıl Seçkisi – Canlı Kayıt)
www.kahramankaptan.com
Akdeniz denilince, ürün bazında nasıl akla öncelikle zeytin ve zeytinyağı geliyorsa, müzik alanında da gitar önceliği alıyor. Bu Akdeniz esintisi, yer yer Anadolu üzerinden Kafkaslara kadar uzanıyor.
Bükreş Konserinden-2006
Başeğmezler kompozisyon öğrenimini Erçivan Saydam ile Armoni, Kontrpuan ve Necil Kazım Akses ile Armoni, Kompozisyon çalışarak yaptı. CSO’daki görevinin yanı sıra Ankara Devlet Konservatuvarı’nda ve Bilkent Üniversitesi Müzik Fakültesi’nde solfej ve armoni dersleri de vermiş olan besteci, çocuk müzikleri, sahne müziği, senfonik müzik, solo veya eşlikli çalgısal parçalar gibi değişik alanlarda eserler vermiştir. Ödül alan eserleri : EDCBA Senfonik bölüm 1996 Nejat F. Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışmasında ikinci, Arp Konçertosu 1998 Nejat F. Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışmasında ikinci, Cumhuriyetin 75. yılı marşı 1998 TRT yarışmasında birinci, Aydınlığa senfonik şiir 2004 T.C. Kültür Bakanlığı Ulusal Beste Yarışması’nda “Büyük Senfonik Eser” kategorisinde üçüncü, 2007 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından üniversitenin 125. yılı için düzenlenen “Ulusal beste yarışması”nda “Bir Senfonik Tarih” adlı yapıtıyla birinci.
Isaac Albéniz (1860-1909) – Rumores de la Caleta
Köln Konserinden – 2001
Endülüs parçalarının en başarılı piyano yapıtlarından biri de “Rumores de la Caleta”dır. Albeniz bu eseri 1887 yılında Madrid’te yayımladı. Eser, “Recuerdos de Viaje, /Gezi İzlenimleri” başlıklı bir süiti meydana getiren yedi kısımdan altıncısıdır. Eserin başlığı “Körfezin Mırıltıları” anlamına gelir. Albeniz’in tüm eserleri aslen piyano için yazılmış olup bestecinin üslubu çoğu kez İspanyol halk müziği ve flamenkodan esinlenir; bu nedenle eser gitar seslerini taklit eden tınılarla bezelidir ve piyanodan çok gitar eseri olarak tanınmıştır. Parçanın alt başlığı olan “malaguena” gitar eşliğinde şarkı söylenmesiyle karakterize edilmiş bir flamenko formudur.
Enrique Granados (1867-1916) – İspanyol Dansları (Danza Española, No. 2) Orientale
Düzenleme: Kazuo Arai – Belgrad/Guitart Festivali Konserinden-2003
Besteci 1890′da yazdığı İspanyol Dansları başlıklı Op.37 12 piyano parçasını “‘Ülkemin anlamı, yaşamı ve karakteri’ diye tanımlar. Yazım tekniği olarak Franz Lizst’i andıran bu parçaların kendine özgü süslemeleri, zarafeti ve ezgisel zenginliği vardır. Bu CD’de yer alan gitar düzenlemesi, Granados’un Oriantale olarak adlandırdığı bu dansında Endülüs karakterini duyuran güzel bir arabesk ezgi ön plandadır, adeta İspanya’nın bir dönemine damgasını vurmuş Arap egemenliğini çağrıştırır.
“ Üç Köşeli Şapka” süitinden – Düzenleme:Kağan Korad – Uşak konserinden-2007
“El sombrero de tres picos / Üç Köşeli Şapka” adlı balesinin orkestra süiti de sıklıkla seslendirilen bir yapıtıdır. Bu CD’de seslendirilen, kökeni bir erkek dansı olan “farruca”ya dayanan Değirmencinin Dansı, 2 numaralı süitten Kaan Korad tarafından gitar için düzenlenmiştir. Süitin en albenili parçalarından biridir.
Köln Konserinden – 2001
Düzenleme:Kağan Korad – Ankara CSO Konserinden-2002
Bu CD’de yer alan prelüdleri 1953 yılında piyano için yazan Arif Melikof, bir dönem Bilkent Üniversitesi’nde de kompozisyon dersleri verdi ve Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya sunuladığı bir yapıtı Ankara’da besteledi. Bestecinin orjinali piano için olan Prelüdlerinden 3 tanesi, Kaan Korad tarafından iki gitar için düzenlendi.
Düzenleme: Timur Selçuk – Ankara CSO Konserinden – 1998
Timur Selçuk, (d. )1945 Türk sanat müziğinin unutulmaz yorumcusu ve besteci Münir Nurettin Selçuk’un oğlu, piyanist ve besteci… Orhan Veli, Atilla İlhan ve Nazım Hikmet gibi büyük ozanların şiirlerini bestelemiş, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “İspanyol Meyhanesi” adlı şiirine yaptığı beste ve yorumu ise Türk popunun klasikleri arasına girmiştir. Oyun ve film müzikleri de yazan Selçuk, değişik enstrümanlar için eski şarkılardan düzenlemeler de yapmıştır. Hacı Arif Bey’in “Olmaz ilâç sine-i sad pâreme” adlı şarkısına, bir dönem İstanbul’da öğrencisi olan Kürşad Terci’ ye üç gitar için yaptığı düzenleme, bunlardan biridir.
CSO Konserinden – 1998
Arjantinli gitar yorumcusu ve besteci… Günümüzün yaşayan en iyi beş gitaristinden biri olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de konserler veren Cardoso’nun “Milonga” adlı parçası klasik gitarın en tanınan parçalarından biri. Çocuklar ve gitara yeni başlayıp ilerleme yolunda olanlar için bestelediği 4 süitte yer alan 48 parça da, gitar edebiyatının en tutulan yapıtları arasında yer alır. 350′yi aşkın bestesi bulunan Cardoso’nun dört gitar için bestelediği Tango Poker de Ases, Kağan Korad tarafından üç gitarla çalınacak şekilde düzenlenerek Bilkent Gitar Üçlüsü tarafından değişik konserlerde sıklıkla seslendirilmiştir.
düzenleme:Kağan Korad – CSO Konserinden – 1998
Corea’nın “Spain” başlıklı eseri ilk kez 1972 tarihli Return to Forever albümü olan Light as a Feather’da yer almıştır. Sanatçının en çok tanınan eseri olan olan Spain, aralarında Al Jarreau da bulunan pek çok yorumcu tarafından seslendirilmiştir. Corea’nın kendisi de eseri farklı bağlamlarda pek çok kez yeniden yorumlamıştır; bunlardan biri de 1999’da yaptığı piyano ve senfoni orkestrası için konçerto düzenlemesidir. Corea “Spain”i Joaquin Rodrigo’nun Concierto de Aranjuez (1940) konçertosundan ilham alarak bestelemiştir ve bu eseri genellikle parçanın giriş bölümü olarak kullanır. Bilkent Gitar Üçlüsü tarafından da değişik dinletilerde seslendirilmiştir.
Ankara CSO Konserinden- 1998
Aragonaise, Endülüs kökenli eski bir İspanyol halk ezgisidir. Carmen’de dördüncü perdenin başında boğa güreşi öncesi toplanan halkın neşesini duyurur. Gitar üçlüsü için düzenlemeleri , gitar edebiyatının önde gelen yapıtları arasına girmiştir.
Ankara CSO Konserinden – 1998
Op. 38 Aksak Tartılar Üzerine 10 Etüd, No. 1 (1964) Düzenleme:Kürşad Terci
Ankara CSO Konserinden – 1998
yaptı, bunların Avrupa’da Türk kökenli ritmler olarak öğrenilmesi için çaba gösterdi.
Saygun aksak ritmi ilk olarak 1939′da piyano için bestelediği Sonatina’da kullandı. Daha sonra da 1964-67 yıllarını kapsayan sürede aksak tartıyı içeren dört büyük piyano dizisi besteledi. Kürşat Terci, bu dizinin ilk yapıtı olan Aksak Tartılar Üzerine 10 Etüd’ün birincisini üç gitar için düzenledi.
Kürşad Terci, Gitarist
Gitar çalışmalarına Gökçen Taşkıran ile başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra Alirio Diaz’ın yönlendirmesi ile Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde Ahmet Kanneci’nin öğrencisi oldu. Daha sonra öğrenimine Ireneutz Strahocki ile devam etti. Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nin lisans, yüksek lisans ve sanatta yeterlik programlarından yüksek onur derecesi ile mezun oldu. Katıldığı seminerlerde Leo Brouwer, Costa Cotsiolis, Hubert Kaeppel, Paul Gregory, Roberto Aussel ile çalıştı.
Kurucularından biri olduğu Bilkent Gitar Üçlüsü’nün bir üyesi olarak verdiği konserlerin yanısıra, solo çalışmaları olmuş, çeşitli oda müziği grupları, Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi Orkestrası ile konserler vermiştir. Ses kayıtları ve TV programları da gerçekleştiren Terci, 2000 yılından itibaren Terci-Korad Gitar İkilisi üyesi olarak yurtiçinde ve yurtdışında konserlerine devam etmektedir. Bilkent Gitar Üçlüsü ve Terci-Korad Gitar İkilisi’ne ithaf edilmiş çok sayıda eserin dünya prömiyerini gerçekleştirmiştir.
Solo gitar ve gitar grupları için düzenlemeleri olan Kürşad Terci, halen Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde öğretim görevlisi ve Klasik Gitar Anasanat Dalı program koordinatörü olarak görev yapmaktadır. Türkiye ve yurtdışında gerçekleştirilen çeşitli organizasyona ustalık dersleri, seminerler vermek üzere ve jüri üyesi olarak davet edilen Terci, Güneydoğu Avrupa Gitaristler Birliği’nin (ASEG) ve Türkiye’deki Klasik Gitar Derneği’nin kurucu üyesidir. Klasik Gitar Derneği’nin başkanlığını yürüten Terci, 2007 yılında Bilkent Üniversitesi Klasik Gitar Orkestrası’nı kurmuştur.
1968’de Ankara’da doğan Kağan Korad ODTÜ Sosyoloji, Hacettepe Üniversitesi Tiyatro bölümlerine bir süre devam ettikten sonra Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesinden Ireneusz Strachocki’nin öğrencisi olarak mezun oldu. Daha sonra aynı üniversitenin yüksek lisans programını icracılık ve sanatta yeterlik (doktora) programında da oda müziği alanlarında yine yüksek onur derecesiyle tamamladı.
Solo, oda müziği grupları ve özellikle Bilkent Gitar Üçlüsü’nün bir üyesi olarak pek çok yerde çok sayıda konser veren ve önemli festivallere katılan Korad, Almanya’ya yaptığı turnede Alman basınında “Türk virtüöz” olarak nitelendirildi. Bilkent Gitar Üçlüsü ve Terci-Korad Gitar İkilisi ile kendileri için bestelenen ve aralarında gitar konçertolarının da bulunduğu birçok eserin dünya prömiyerlerini gerçekleştirdi.
2000 yılından itibaren Terci-Korad Gitar İkilisi’nin bir üyesi olarak konserlerine devam eden Korad’ın solo, iki, üç gitar ve iki gitar-orkestra için yaptığı birçok düzenlemesi de bulunmaktadır. ASEG’in (Association of Southeastern European Guitarists-Güneydoğu Avrupa Gitaristler Birliği) ve Türkiye Klasik Gitar Derneği’nin kurucu üyelerinden biri olarak “Türkiye Gitar Buluşması” ve benzeri bir çok organizasyonun da altında imzası bulunmaktadır. 2002 yılında Türkiye’de “klasik gitar-icracılık” alanındaki ilk doçent olan Korad, halen Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Klasik Gitar Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
***
CD’de Bilkent Gitar Üçlüsü’nün seslendirdiği 12-18 numaralı eserlerde yorumcu olarak yer alan Soner Egesel 1968 yılında Ankara’da doğdu. Gitar çalışmalarına 16 yaşında Şebnem Bek ve Gürsel Süer ile başladı. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi, yarı zamanlı Gitar Bölümü’de Ahmet Kanneci’nin ve Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesinde Polonyalı gitarist İreneutsz Strahocki’nin öğrencisi oldu. Öğrenimini yüksek onur derecesi ile bitirdi. 1994 yılında başladığı Bilkent Üniversitesi, Klsik Gitar, yüksek lisans ve sanatta yeterlik programlarını yüksek onur derecesiyle tamamladı. Gitar hayatı boyunca solo resitallerinin yanısıra birçok oda müziği topluluklarıyla konser verdi; radyo ve televizyon programları yaptı.Öğrencilik hayatı boyunca yurtiçi ve yurtdışında katıldığı kurslarda Leo Brouwer, Costas Cotsiolis, Hubert Kaeppel, Marco Socias, Marco de Santi, Joseph Henriquez gibi ustalarla çalıştı. Egesel, Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
TÜRK ÇOCUK PARÇALARI
Pazartesi ~ Haziran 06, 2008 by admin Posted in CD Projeleri
TÜRK ÇOCUK PARÇALARI Şefik Kahramankaptan Batı’nın 500 yıllık birikimini, kısa sürede inceleme, öğrenme, özümseme ve özgün Türk ezgileriyle yoğurarak Batı tarzında Türk çoksesli müziğini oluşturma başarısını gösteren Türk bestecileri, öncelikle temel çalgı olan piyano için değişik yapıtlar bestelemişlerdir. Program Notları ULVİ CEMAL ERKİN (1906-1971) Beş Damla İSTEMİHAN TAVİLOĞLU (1945-2006) Gençler İçin A. ADNAN SAYGUN(1907-1991) İnci’nin Kitabı İLHAN BARAN (1934) Çocuk Parçaları YEŞİM GÖKALP KİMDİR? 1966 yılında İzmir de doğdu. İlk piyano derslerini Erdoğan Okyay dan aldı. 8 yaşında Ankara Devlet Konservatuarı piyano bölümüne girerek Prof. Ayşe Savaşır’ın öğrencisi oldu. 1982 / 1983 öğretim yılında sınıf atlayarak yüksek devresinden pekiyi dereceyle mezun oldu. Aynı yıl devlet bursu kazanarak Almanya da öğrenimine başladı. Önce Hannover Müzik Akademisinde Prof. B. Ebert ile çalıştı, daha sonra Köln ve Detmold Müzik Akademilerindeki öğrenimini Prof. G.Ludwig ve W.Kassebaum ile tamamlayarak 1990 yılında sanatta olgunluk diploması aldı (Master).
Küçük etüdlerden, sonat ve konçertolara kadar uzanan bu yelpaze içinde, çocuk ve gençlerden esinlenen, onların dünyasını araştıran yapıtlar da yer alır. Avrupa’da da özellikle Fransız bestecilerin çocuk dünyasından esinlenen ama büyüklere hitap eden piyano için yapıtları bilinmektedir. Türk bestecileri de bu alanda hayli başarılı olmuşlardır.
Bestecilerimizin özellikle temel enstrüman olan piyano için yazdıkları parçalar, kolay anlaşılmaları, esinlendikleri halk ezgisi, dans veya makamsal müzik özelliklerini yitirmeden temayı aktarmaları nedeniyle keyifle dinlenir nitelik taşımaktadır.
Cumhuriyet’le birlikte katılmaya çalıştığımız uluslararası çoksesli müzik ortamında Türkiye’nin yüzünü özellikle piyanistlerin güldürdüğünü görürüz. Türkiye’nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 1948’de özel bir yasa çıkartılmasını sağlayarak Paris’e gönderdiği “harika çocuk” İdil Biret’le başlayan “başarılı piyanistler” zincirine eklenen halkalardan biri de Yeşim Gökalp’dir. Son yıllarda Avrupa ülkelerindeki başarılı resital ve konserleriyle dikkati çeken Yeşim Gökalp, özellikle Türk bestecilerinin hiç seslendirilmemiş, kayıt altına alınmamış ya da ilk kayıtları artık ortada bulunmayan yapıtlarıyla ilgilenmekte, böylece Türk müzik arşivi açısından yararlı çalışmalar yapmaktadır.
Bu projede; ikisi “Türk Beşleri” üyesi olan Cumhuriyetin ilk dönemi bestecilerimizden Adnan Saygun ve Ulvi Cemal Erkin, ikisi de ikinci ve üçüncü kuşak bestecilerimizden İlhan Baran ve İstemihan Taviloğlu olmak üzere , dört bestecimizin çocuk ve gençler için yapıtları Yeşim Gökalp tarafından seslendirilerek kayda alınmıştır. Bunlardan İlhan Baran’ın ve İstemihan Taviloğlu’nun yapıtları “ilk kez” kayda alınarak Türk müzik arşivine kazandırılmıştır.
Saygun’la birlikte Cumhuriyet dönemi ilk kuşak bestecilerinin en verimlilerinin başında gelir. “Türk Beşleri”nden biri olan Erkin, 1906 yılında İstanbul’da doğdu.İlk müzik eğitimini çok küçük yaşta annesinden alan Ulvi Cemal yedi yaşındayken Adinolfi’nin yanında piyano derslerine başladı. Galatasaray Lisesini bitirince Atatürk’ün emriyle oluşturulan program çerçevesinde, devlet hesabına Paris’te müzik öğrenimine gönderildi. Paris Konservatuarı’nda Jean Batalla, Isidor Philipp ve Camile Decreus ile piyano, Jean Galon ile armoni, Noel Galon ile kontrpuan çalıştı, daha sonra Ecole Normale de Musique’de, Jean Galon ve Nadia Boulanger’dan kompozisyon dersleri aldı.
Beş yıllık öğrenimini Paris Konservatuarı ile Ecole Normale’de başarıyla tamamlayan Erkin, 1930 yılında yurda dönerek Musıki Muallim Mektebi’nde öğretmenliğe atandı.. 1932 yılında piyanist ve piyano öğretmeni Ferhunde Remzi (Erkin) ile evlendi, 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’nın kurulması üzerine bu kurumun piyano bölüm başkanlığını üstlendi.. Daha sonraki yıllarda onu verimli bir besteci, orkestra şefi ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin açtığı müzik kurumlarında yönetici olarak görürüz.
Besteciliğe ağırlık veren ve ilk yapıtlarında geç romantizm ile izlenimcilikten yola çıkan Erkin, kısa sürede geleneksel müziklerimizin, özellikle halk müziğimizin makamsal ve ritmik gereçlerini başarıyla kullanmaya başladı.Yapıtlarından “Köçekçe” yurt dışında en fazla seslendirilen Türk bestesidir.
Senfonik Bölüm adlı yapıtı, Cumhuriyetin 75. Yılı için Şefik Kahramankaptan’ın neoklasik bale projesi Uçarcasına’da bale müziği olarak kullanıldı. 1971 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırılan, bestecimiz, sanat yaşamı boyunca Avrupa ülkelerinden nişanlar aldı. 1973 yılnda Ankara’da ölen Erkin’in yapıtları Türk Devlet Orkestraları ve oda müziği topluluklarınca sıkça seslendirilmektedir..
Beş Damla’yı Erkin,1931 yılında yazdı. Piyano için yazdığı ilk önemli yapıttır. Toplamı yedi dakika süren bu zarif yapıt yarattığı çağrışımlarla hem çocuk ve gençlerin, hem de büyüklerin dünyasına göndermelerde bulunuyordu. Erkin, 1950 yılında Beş Damla’nın orkestrasyonunu da yaptı ve bu müzik Dam Ninette Valois tarafından Keloğlan adlı balede kullanıldı.
15 Nisan 1945′de doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra, müzik eğitimine başladı. Ankara Devlet Konservatuarı Nefesli ve Vurmalı Sazlar Bölümü’nün Klarinet dalından Hayrullah Duygu’nun öğrencisi olarak 1968’de pekiyi dereceyle mezun oldu. Aynı yıl Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’na klarinet sanatçısı olarak atandı. Bu görevini sürdürürken, Ankara Devlet Konservatuarı’nın kompozisyon bölümünde Ahmet Adnan Saygun’un sınıfına girdi ve 1974’te ileri yüksek devreden pekiyi derece ile mezun oldu. Aynı yıl Ankara Devlet Konservatuarı’na sanatçı öğretim elemanı olarak atandı ve bu kurumda yirmi yılı aşkın kompozisyon ve teori dersleri verdi. 1999’da Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Devlet Konservatuarı geçen Taviloğlu, Kompozisyon Bölümü’nün yeniden kurulmasında aktif olarak görev aldı. İlk Türk Klarinet Konçertosu’nun bestecisi olan, yazdığı çeşitli formlardaki müzikler yurtiçinde ve dışında Türk ve yabancı yorumcular tarafından seslendirilen Taviloğlu, 1985 yılında “Enka Kültür ve Spor Vakfı Bilim ve Sanat Ödülleri Yarışması”nda birincilik ödülünü aldı. Taviloğlu’nun müzik teorisi alanında çok sayıda çevirisiyle özgün kitapları bulunuyor.Klarinet Konçertosu 2006′daki zamansız ölümünden sonra sıklıkla seslendirilmeye başlandı.
İstemihan Taviloğlu çocuk ve gençleri düşünerek yaptığı düzenleme ve besteleri iki band halinde oluşturmuştur. Birinci bandda türkü düzenlemeleri, ikinci bandda ise Taviloğlu’nun Anadolu esinli özgün parçaları bulunmaktadır.
Gençler İçin I, 1978′de tamamlanmasına karşın, ilk seslendirilişi 25 yıl sonra 22 Aralık 2003 tarihinde Ankara’da GEF Gazi Konser Salonunda Ferit Bulut tarafından yapılmıştır. Bu eserde Taviloğlu Türkiye’nin 9 farklı yöresine ait türkü ve bir özgün yapıtı piyano için düzenlemiştir.
“Gençler İçin I” adlı yapıtta yer alan Türk halk müziği eserlerinin özgün adları ve ait olduğu yöreler şöyledir: Bayburt Dağlarında Tabakam Kaldı (Şen Ol Bayburt), Yöresi: Bayburt ; Açıl Mor Menevşem (Mor Menekşe), Yöresi: Sivas-Divriği ; Karşıdan Gel Karşıdan (Karşılama), Yöresi: Bulancak ; Büyük Cevizin Dibi (Büyük Ceviz), Yöresi: Erzincan-Kuruçay ; Amanaman Nalbandım (Nalbandım), Yöresi: Manisa ; Gitti Gelirim Deyi (Guguk Durnalar), Yöresi: Şarkışla-Peyik Köy ; Şu Dalmadan Geçtin mi (Yörük Ali), Yöresi: Nazilli ; Bizim Eller Ne Güzel Eller, Yöresi: Van Hoş Gelişler Ola, Yöresi: Kars
Bunların, Yörük Ali, Zeybek Oyunu; Büyük Cevizin Dibi, Halay Oyunu gibi bazıları ayrıca Türk halk oyunu müziğidir. Bu oyunlar halay, zeybek ve karşılamadır. Birinci bandın ilk seslendirmesini yapan Ferit Bulut, şöyle demektedir: “Taviloğlu, halkın, müziğini kusursuz bir şekilde meydana getirdiğini düşünerek gerek ezgisel gerekse biçimsel olarak türkülere kişisel bir farklılık getirmemiştir. Düzenlemelerde kullanılan (Taviloğlu’nun deyimiyle) armoniler, 3’lü armoniler ve 4’lü armoniler olmasının yanında , Taviloğlu’nun tamamen kendi müziksel duyuşuyla oluşmuştur. Bu yapıtıyla, parçalara ayrı güzellik katan (ayrıcalık katan) tam bir dinginlik ve durağanlık sağlayan kadanslarla Taviloğlu halk ezgilerinin armonilenmesi için örnek bir yapıt ortaya koymuştur.”
Gençler İçin II ise ilk kez bu CD’de dünya prömiyeri yapmaktadır. İlk kez Yeşim Gökalp tarafından seslendirilmiş ve kayıt altına alınmıştır. Seslendirme öncesinde henüz hayatta olan bestecinin görüşleri de alınmıştır. Bu seslendirmenin gerçekleşmesi için Taviloğlu ailesine gösterdiği duyarlılık nedeniyle şükranlarımızı sunarız.
Cumhuriyet döneminin ilk kuşak bestecileri arasında önde gelen bir yere sahip olan A. A. Saygun Atatürk’ün müzik devriminin gerçekleşmesi, kökleşmesi, kurumlaşması doğrultusunda, besteci, eğitimci ve müzikbilimci olarak öncülük yaptı, son nefesine kadar hizmet verdi. Yunus Emre Oratoryosu, çeşitli dünya kentlerinde değişik dillerde seslendirilmiş, Adnan Saygun’un en çok tanınan yapıtıdır. 7 Eylül 1907’de İzmir’de doğan, okul korosundan itibaren müzikle ilgilenen Saygun, 1926′da Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde verdiği bir sınavdan sonra İzmir Lisesi’nde müzik öğretmenliği yaptı. 1928′de açılan sınavı kazanarak müzik öğrenimi görmek üzere, devlet bursuyla Paris’e gönderildi. Ecole Normale de Musique’de Nadia Boulanger’nin öğrencisi oldu. Bir süre sonra, Vincent d’Tndy’nin müdürlüğünü yaptığı “Schola Cantorum”a geçerek d’Indy ile kompozisyon, Paul le Flem ile kontrpuan, Edouard Soueberbielle ile org, Amedee Gastoue ile Gregoryan müziği, Eugene Barrel ile füg ve armoni çalıştı. Döndükten sonra konservatuvarlarda kompozisyon öğretmenliği, CSO ‘da orkestra şefliği yapan, 1972-78 arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği görevinde bulunan Saygun, Türk çoksesli müziğinde pek çok “ilk”e imza attı. İlk operayı, ilk oratoryoyu besteleyen Saygun’un pek çok yapıtı yurtdışında seslendirildi ve uluslararası ödüllerin sahibi oldu. 1991’de vefat eden Saygun, ritm ve melodi bakımından Türk halk ve sanat müziklerinin etkilerini taşıyan yapıtlarında, zaman zaman izlenimci, zaman zaman da romantik estetiğe bağlı kaldı. 1936′da Türkiye’ye gelen ünlü Macar besteci ve müzikolog Bela Bartok’a Anadolu araştırmalarında eşlik eden Saygun, ülkemizin önemli halk müziği araştırmacılarındandı.
İnci’nin Kitabı’nı Saygun, 1934 yılında, ilk Türk operası Özsoy’u besteleyip, Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası şefliğine atandıktan sonra yazdı. Yedi küçük parçadan oluşan bir süit olan İnci’nin Kitabı’nı Saygun, Paris’teki eğitimi sırasında kendisine çok yardımcı olan füg ve kompozisyon hocası Eugene Borrel’in eşine sunuladı. Bu yedi parçanın adları da, bunların çocuklar için yazıldığını hemen çağrıştırır: İnci,Afacan kedi, Masal, Kocaman bebek, Oyun, Ninni, Rüya… Saygun, 1950′de yapıtını orkestraya da uyguladı. Yapıt ayrıca iki gitar için de uygulandı. İnci’nin Kitabı, ABD’de çeşitli üniversitelerin müzik bölümlerinde derslerde kullanılmaktadır.
1934 yılında Artvin’de doğdu. Ankara Atatürk Lisesinde öğrenim yaparken müzik öğretmeni Ziya Aydıntan’ın özendirmesiyle Ankara Devlet Konservatuarına giren Baran, önce Fromme ile kontrbas çalıştı, bir yıl sonra kompozisyon bölümüne geçerek Adnan Saygun’un öğrencisi oldu. Bu dönemde Selçuk Gündemir ile piyano, Ruşen Ferit Kam ile geleneksel sanat müziği, Muzaffer Sarısözen ile halk müziği ve konservatuar dışında Kemal İlerici ile Türk Müziği Armonisi çalıştı.. 1960’da kompozisyon bölümü ileri devreyi bitiren besteci, 1962’de devlet bursu ile Paris’e gönderildi, Ecole Normale de Musique ‘de Henri Dutilleux’nun kompozisyon öğrencisi oldu, sonra Paris radyo-televizyonunda Maurice Ohana’nın yönetmekte olduğu somut müzik kurslarına katıldı.1965’de yurda dönen Baran Ankara Devlet Konservatuarında kompozisyon öğretmeni olarak yeni kuşak besteci ve icracılarımızın yetişmesinde öncü rol oynadı. Son kuşaktan, Fazıl Say, Muhiddin Dürrüoğlu Demiriz, Emre Elivar O’nun öğrencilerindendir.
İlhan Baran yapıtları az tanınan ama en önemli çağcıl bestecilerden biridir. Onun müziği, Türk halk elementlerini ve tinselliğini Batı müziği armonileri ile buluşturur. “Üç Soyut Dans” , “Mavi Anadolu” , “Töresel Çeşitlemeler” gibi başlıklar, aslında yapıtlarının özünü belirten ipuçları olarak değerlendirilebilir. En önemli yapıtları arasında Keman, Çello ve Piyano İçin Dönüşümler, Yaylılar Dörtlüsü, Keman İçin Sonatin, Piyano İçin Üç Bagatel, Mavi Anadolu ile Siyah ve Beyaz sayılabilir.
Çocuk Parçaları albümünde 9 parça bulunuyor. Notaları Sun Yayınevi’nce yayımlanan bu albüm, sadece dinlemek açısından değil, eğitim amaçlı olarak da büyük değer taşıyor. Nitekim, bu albümden , konservatuvarların piyano, üniversitelerin müzik öğretmenliği , Anadolu Güzel Sanatlar liseleri müzik bölümlerinin, öğretmen ve öğrencilerinin yararlandığı biliniyor. Ama , Çocuk Parçaları’nın evrensel değeri ABD’deki Memphis Üniversitesi’nde temel piyano eğitiminde kullanılmasıyla daha iyi anlaşılıyor.
Amadeus Quartett ile Oda Müziği çalışmaları yaparak Köln Yüksek Müzik Akademisinden Oda Müziği Diploması aldı. Prof. G. Ludwig Prof. Dr. Jürgen Uhde ve Prof. Renate Kreitschmar Fischer’ın yaz kurslarına katıldı. İlk konserini 16 yaşında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde veren sanatçı yurtiçi konserlerinin yanı sıra İsviçre, Avusturya, Almanya, Fransa ve Rusya Federasyonunun çeşitli kentlerinde konser ve resitaller verdi.
Türkiye’ de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İstanbul, İzmir, Adana, Bursa Devlet Senfoni Orkestraları, Eskişehir Belediye Senfoni Orkestrası ve Orkestra Akademik Başkent ile konserler verdi, ODTÜ Sanat Festivali, Uluslararası Ankara Müzik Festivali, Bodrum Uluslararası Sanat Günleri, 1. Kıbrıs Lefke İnternasyonal Müzik Festivali ve Münster Karadeniz Ülkeleri Festivaline katıldı.
Köln Senfoni Orkestrası ve KVB Orkestrası ile yapılan konserleri Belçika televizyonu ile ve WDR tarafından yayınlanmıştır. Avrupa’ da konser ve resital verdiği salonlar arasında Berlin Filarmoni Büyük Salonu, St. Petersburg Filarmoni Salonu, Köln MaternusHaus, Hannover Kongre Merkezi (Beethoven Saal),Steinway Saal Gelsenkirchen, Schloss Horst Olvenburg, Billerbeck-Herne Kültür Centrum, Detmold Sommer Teater, Detmold Neue Aula, Hamburg Musikhalle Kammermusiksaal bulunmaktadır.
2003 Eylül ayında Detmold Oda Orkestrası eşliğinde ünlü Alman bestesi Gieselher Klebe’nin Şan–Piyano ve oda orkestrası için yazmış olduğu için eserin ilk seslendirilişini gerçekleştirmiştir.
Sanatçı St. Petersburg Senfoni Orkestrası eşliğinde M. Ravel in Sol Major Piyano konçertosunun CD’ sini yapmıştır. A. Adnan Saygun ve Muammer Sun’un keman piyano ve Alberto Ginastera’ nın piyano eserlerinden oluşan bir CD si bulunmaktadır. Türk Piyano Ezgileri başlıklı 3.CD sinde İlhan Baran’ ın Siyah ve Beyaz , İstemihan Taviloğlu nun 3 Prelüd’ ünün (Mİ) ilk defa kayıtlarını gerçekleştirmiştir. A. A. Saygun Sonatin ile U.C.Erkin in Duyuşlar’ının da yeraldığı bu CD, A.K. Müzik tarafından yayımlanmıştır.
Bugüne kadar birçok yabancı ve Türk şeflerle çalışmış, Türk eserlerine de repertuarında geniş yer vererek radyo ve televizyon kayıtları gerçekleştirmiştir. Gökalp halen İzmir Devlet Senfoni Orkestrası Solist sanatçısıdır ve çalışmalarına ünlü pedagog Prof. Dr. Renate Kreitschmar Fischer ile devam etmektedir.
Sanatçı 2000 yılı Ocak ayında Avrupa Müzisyenleri Yarışmasına (Internationale TIM Klavier Wetbewerb) katılarak bir takdirname kazanmıştır (Auszeihnung). 2005 yılı Nisan ayında SCAMV tarafından düzenlenen 22. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’ nde Besteci Yiğit Aydın’ ın kendisine sunuladığı “Anders” isimli piyano ve oda orkestrası için eserinin, Şef Eckhard Fischer yönetiminde Detmold Oda Orkestrası eşliğinde dünya prömiyerini, 2006′da da Detmold’de aynı orkestrayla Almanya Prömiyerini gerçekleştirmiştir. 17 Kasım 2005′de 7 ülkenin katıldığı Münsterland- Karadeniz Ülkeleri Festivali’nde ülkemizi temsilen verdiği resitalde Yiğit Aydın’ın Piyano Parçası ve İlhan Baran’ ın Siyah ve Beyaz’ ını Almanya’ da ilk defa seslendirmiştir. 2007′de Berlin Filarmoni Büyük Salonunda, Berlin Senfoni Orkestrası eşliğinde sahneye çıkan, Zürih’te de St. Peters Kilisesinde bir resital veren sanatçı, yurtiçinde ve Avrupa’da çalışmalarını yoğun biçimde sürdürmektedir.
Viyolonsel İçin TÜRK PARTİTALARI
Pazartesi ~ Haziran 06, 2008 by admin Posted in CD Projeleri
Viyolonsel İçin Şefik Kahramankaptan Türk beste dağarında viyolonsel için yazılmış yapıtlar azdır. Yapıtlar az olduğu gibi, seslendirilmeleri de sıklıkla yapılmamakta, hâtta bazı yapıtlar hiç tanınmamaktadır. Bu projeyle, değişik dönem Türk bestecilerinin Viyolonsel için yazdıkları “partita”ların en seçkin örneklerini bir araya getirilerek kayıt altına alınması ve Türk müzik arşivine kazandırılması amaçlanmıştır. Viyolonsel, insan sesine en yakın sesi veren enstrümandır. Bu konuda Francois Auguste Gevaert’in (1828-1908) saptamaları ilgi çekicidir: “Melodik bir fikre tercüman olmağa layık olabilecek diğer bütün çalgılardan hiç biri Viyolonsel derecesinde insan sesini çıkaramaz; bunların hiç biri kalbin samimi duygularını onun kadar ifade edemez. Viyolonsel, duyuluş değişikliklerini yapmak görevini hemen hemen yalnız Kemana bırakmaz gibidir. Üç türlü insan sesini üstünde toplamıştır: Tenorun gençliğini, Baritonun erkekliğini ve Basın sertliğini.” Partita, bir barok dönem formudur. Danslar için bestelenen çalgı müziğinde bölümlere bu ad veriliyordu. 17. Yüzyılın ikinci yarısında İtalya, Fransa ve Almanya’da dans müziklerinin bölümlerine partita deniliyordu. 18. yüzyılda bu eserlerin bütününe süit denilmeye başlandı. Partita denilince akla gelen bestecilerin başında J.Sebastian Bach gelir. Türk bestecilerinin partitaları ise çağdaş özellikler içermektedir. CD’de yapıtlarına yer verilen bestecilerle Cumhuriyet’in dört kuşağı da temsil edilmektedir. Türk Beşleri’nden Saygun, ikinci kuşaktan Usmanbaş, üçüncü kuşaktan Tanç ve halen ABD’de hızlı bir yükseliş gösteren genç kuşaktan İnce… Bu projenin fikir babası olarak, birlikte çalışmak için en uygun kişiyi saptamak hiç zor olmadı. Türk bestecilerinin yapıtlarının seslendirilmesine, günyüzüne çıkarılmasına yüreğini koymuş bir çellocumuz olan Dr. Şölen Dikener’le daha önce de İlhan Baran’ın yapıtlarından bir kayıt gerçekleştirmiştik. Yapıtların notalarını sağladık ve icraları da, Dr. Dikener ABD’de değişik tarihlerde özenle gerçekleştirdi. Yapıtlarla ve bestecilerle ilgili program notlarını da Dikener bizzat kaleme aldı. Yapımın kapağı için de, ressam Gültekin Serbest, özel bir çalışma yaptı. Yeterli destek ve destekçi bulduğumuz sürece, Türk bestecilerinin yapıtlarını müzik arşivine kazandırmayı sürdüreceğiz. *** Dr. ŞÖLEN DİKENER KİMDİR? Űnlü çellistlerden Paul Tortelier”in “sanatçı kişiliği ile ustalarının ruhunu yaşatmaktadır” ve Janos Starker’in “mükemmel bir çellist” diye nitelendirdiği Şölen Dikener müzik kariyerini ABD’de sürdürüyor.. Halen Marshall Űniversitesi’nde çello profesörü, ayrıca West Virginia Senfoni ve Seneca Oda Orkestrası üyesi. Solistik aktivitelerine aralıksız devam eden sanatçı Türkiye’de CSO, IDSO, Bilkent Senfoni, ABD’de Kalamazoo Senfoni, Ohio Valley Senfoni, Kalamazoo College ve CMU orkestraları ile birçok kez solo çaldı., ABD, Fransa, Almanya, Avusturya ve Türkiye’de resital ve oda müziği konserleri verdi.. Piyanist Yefim Bronfman ile J. Brahms 1998’de çıkan ilk disk kayıdı “Live Performances” ABD’de Tower Records ve IUMA Artists internet sayfalarında yer alıyor.. 2004’de Albany Records ile yaptığı anlaşma çerçevesinde Türk bestecilerinin solo ve eşlikli çello repertuvarı serisini kayıt etmeye başladı.. Ayrıca ĺlhan Baran’ın solo ve oda müziği eserlerini içeren disk, Türkiye’de bir Şefik Kahramankaptan prodüksiyonu olarak 2002’de yayınlandı.. Sanatçı ayrıca üyesi olduğu Cecilia Piyano Űçlüsü ile William Matthews’un gruba ithaf ettiği “Book of Hours” adlı eserini 2000’de kaydetti. Dikener’in katıldığı festivaller arasında Bates College Summer Chamber Music Festival, Fontana Chamber Music Society Summer Music Festival, Kalamazoo Bach Festival, Michiana Cello Festival, Bravo Summer Music Festival, Musique à Cousserans, Saco River Festival, Maine Music Society, Round Top Winter Concert Series, Carnegie Concert Series, Theatre de Champs-Elysess, Paris, Amnesty International, Nice, Soiree Musical, Antibes, Soirée d’Ėte Sophia Antipolis bulunuyor. Müzik öğrenimine 8 yaşında başlayıp Hacettepe Űniversitesi’nde “Üstün Yetenekli Őğrenciler” statüsünde Prof. Ali Doğan ile sürdürerek 18 yaşında mezun olan Dikener, aynı zamanda Mithat Fenmen ve Bedii Aran ile oda müziği ve müzik tarihi çalıştı. Ardından 1986’da Viyana’da “Hochschule für Musik”’de Tobias Kühne’nin solistik sınıfında yer aldıktan sonra, Fransa’da çello çalışmalarını Maud ve Paul Tortelier’in asistanı olarak 1990 yılına kadar devam ettirdi. Aynı zamanda “Conservatoire National de Nice”de Michel Lethiec ile 3 yıl çalışarak oda müziği “Perfectionement” diplomasını aldı. 1992’de ABD’ye yerleşen sanatçı, Dennis Parker, Owen Carman, Tanya Carey, Orion ve Guarnieri Kuartetleri ile ustalık çalışmalarını tamamladı, Michigan State University’den “Müzik Doktorası” derecesini aldı.r. KSO’daki görevinin yanısıra Central Michigan University’de konuk profesör, Young Strings Academy’de “Executive Director” olarak çalıştı.. *** PROGRAM NOTLARI Cengiz TANÇ (1933-1997) – Solo Çello için Tek Bölümlü Partita Kamran İNCE (d. 1960) – Solo Çello için MKG Çeşitlemeleri (1999) Kamran İnce (d.1960) Türk ve Amerikalı bir çiftin oğlu olarak 1960’da ABD’de doğdu. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda başlayan eğitimini ABD’de devam ettirip Eastman School of Music’den Doktora derecesini aldı. Halen University of Memphis’de kompozisyon profesörü olan Ince aynı zamanda ünlü kemancımız cihat Aşkın’la birlikte Istanbul Teknik Űniversitesi’na bağlı olan MIAM Müzik Yüksek Okulu’nun kurucu ve eşbaşkanı.. Kazandığı ödüller arasında, Prix de Rome, Guggenheim Bursu ve Lili Boulanger Ődülü özellikle dikkati çeker. İlhan USMANBAŞ (d. 1921) – Solo Çello için Partita (1985)
TÜRK PARTİTALARI
2. Piyano Konçertosu solosu ve Shangai Quartet ile F. Mendelssohn’un Oktet’ini yorumlayan Dikener, Kalamazoo Senfoni Orkestrasında solo çellist olarak çalıştığı 1995-2002 döneminde, I. Perlman, G. Shaham, G. Ohlsson, Guarnieri Kuartet, Pascal Roge, Miriam Fried, James Galway, Jaime Laredo ve Midori ile birlikte müzik yapma fırsatını buldu.. Aynı zamanda yetkin bir oda müzikçisi olarak Trio d’Autan (Fransa), Ankara Trio, Burdick-Thorne Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ve Cecilia Piyano Űçlüsü (ABD) üyeliği yaptı. Halen Fontana Piyano Űçlüsü ile konserler veriyor. Kurucusu olduğu “Ohio Valley Cello Festival” ile her yıl bahar aylarında birçok çellisti bir araya getirip, festivale ithaf edilen cello orkestrası eserlerinin ilk icralarını yaptırıyor.
Dr. Şölen Dikener
A. Adnan SAYGUN (1907-1991) – Solo Çello için Partita, op.31
Ahmed Adnan Saygun (1907-1991) Türk bestecileri arasında uluslararası platformda en iyi tanınanlardan biridir. Bu ünü, yoğun araştırmalar sonucu bir sonraki kuşaklara kılavuz olacak olan halk müziği incelemeri ile kendini ülkesine adamışlığına bağlıdır. Bölgesel halk temalarını içeren birçok araştırmasının ilki 1936’da yayınlanmıştır. Aynı yıl, Bela Bartok (1881-1945) ile Tükiye’nin güney bölgelerine yaptığı gezi, tüm müzik yaşamına etki edecek olan modal müziğin ilk etkilerini bırakmıştır. Saygun eserlerinde halk masalları, epik temalar, destanlar ve dinsel ayin müziklerini olabildiğince kullanır. Bir ulusalcı olarak, tüm şan eserlerinde sadece Türk dilini işler. Uzun kariyeri boyunca cello için üç eser yazmıştır: op.12 Piyanolu Sonat, op.31 Solo Partita ve op.74 Konçerto. Piyanolu sonat 1935 yılında, tek perdelik “Taşbebek” operası (op.11) ile Orkestra için Süit (op.14) arasındaki zamanda yazılmıştır. Yirmi yıl kadar sonra 1954’de sipariş alarak Solo Partita’yı besteler ve bunu beş sonra yazacağı Solo Keman için Partita izler. Bu dönemde Saygun 1958’de kadar tamamlanmayacak olan 2. Senfoni’si üzerinde çalışmaktadır. Besteci odak noktasını dengelemek amacıyla solo enstrumanlar ve şan üzerine yoğunlaşır. Bunu sonucu olarak ortaya Şan ve Piyano için Ballad (op.32), Keman ve Piyano için Süit (Demet-op.33) ve 1. Piyano Konçertosu çıkar.
Çello Partitası’nı, F. Schiller’in temalı bir oyununda kullanmak üzere Devlet Tiyatroları sipariş eder. 1954-55 sergilenen bu oyunda çello, fon müziği yerine canlı olarak kullanılmak istenmektedir. Bestelenen bölümleri Partita başlığı altında toplamak, eserin oluşumundan sonra olsa gerek ki, 20. yüzyıla ait bu eserin bölüm başlıkları herhangi bir Barok dönem dansını içermez. Ancak dinleyici bölümler arasında dengelenen tempoların farkını hissederek dans formlarını algılayabilir. Eser J.S. Bach’ın çello süitlerini andıracak tarzda do üzerine kurulmuş arpejleri içeren ağır bir entrodüksiyon ile başlar. Lento başlıklı bu bölüm çift ses pasajlar ile devam edip tiz seslerde lirik bir şekil alarak aynı başlangıcı tekrarlayarak kapanır. Parlak ve hızlı Vivo, 5/8’lik doğu Avrupa aksak halk ritmini kullanarak ilk bölümden sonra bir contrast yaratır. Bu enerjik kısa dansta halk müziğinin etkileri yalın bir biçimde sunulmuştur. Ağır bölüm Adagio sanki “Sarabande” dansının yerini almıştır. Saygun’un tipik örneklerinden olan pastoral karakteri idilsel melodisi ile dinsel ayin müziğini birleştirir. Bunu takip eden Allegretto bir epik şarkıdır. Kendi hüzünlü atmosferi içinde, F. Schiller gibi barışı arayan bestecinin içtenliğini sunar gibidir. Son bölüm Allegro moderato eserin özetini belirleyen fragmental kısa epizodlardan oluşup, en son kısımında Partita’nın en başında yer alan leitmotif ile biter.
Cengiz Tanç (1933-1997) A.A.Saygun’un öğrencilerindendir. Müzik çalışmalarını ĺngiltere’de sürdürdükten sonra 1956’da Türkiye’ye dönerek kendini eğitime adadı bir hoca olarak önemli rol oynadı.. Bestecilik alanının yanısıra müzik tarihçisi ve ses mühendisi olarak üstlendiği görevlerini 1960’lı yıllarda Bülent Arel (1918-1990) ile birlikte yaptığı elektronik müzik çalışmaları ile daha ileri bir seviyeye getirdi. Bir “Fullbright” burslusu olarak 1984’de ABD’ye gelerek Vincent Persichetti (d.1915) ve M. Babbitt (d.1916) ile güncel teknikler üzerine çalıştı. 1997’de yazdığı Çello Konçertosu Akdeniz Müzik Konferansı’nda ikincilik ödülü aldı.. Tanç ısrarla ve önemle , ancak Türkiye’deki bileşimi sayesinde Batı ile Doğu sanatlarının bir sentezinin oluşabileceğini, ve yeni kuşak bestecilerin ellerinde yoluna sanatsal mükemmelliğe ulaşarak devam edebileceğine inanmıştır. Tıpkı çağdaşları gibi Tanç’da ulusal halk melodileri ve yapılarını eserlerinde işlemiş, bu materyalleri özellikle ilk dönemlerinde etkilelendiği Bartok ve Strawinski fikirleri ile birleştirmiştir. Modal tetrakord’lara dayalı serial düşünceyi içeren stilini geliştirerek izlenimci tonlar ile de bütünleştirmiştir. Solo cello için partita bölümü bu teknikleri oldukça açık şekilde sergiler. Yarım ton ses perdeleri arasında gezinen ana tema doğu renklerini çağrıştırır ve sanki ezanı andıran bir tinsel içeriği vardır. Minör tonda ve kaderci yapıdaki bu girişi takiben, “pointilist” stildeki kısa cümleler, zıt nüanslar oluşturan dodekafonik forma geçer. Scordatura tekniğini kullanan pes tonlar (Do teli si bemol’e akort edilir) enerjik doğası ile bölümün coda’sını oluşturur. Çello için düşünülmüş eserin, ele ancak geçen fagot versiyonundan bu CD’de dinlediğiniz çello için düzenlemeyi Şölen Dikener yapmıştır.
Los Angeles Times gazetesi tarafından “modern müzik ile bağlantılı ancak yinede egzotik olabilen nadir bestecilerden” diye yorumlanan ĺnce’nin eserleri dünyadaki çeşitli orkestra ve solo icracılar tarafından seslendiriliyor.. ĺnce’nin yapıtlarına adanan konserler arasında güncel olarak Hollanda Festivali, CBC Toronto Serileri, ĺstanbul Festivali, Estoril Festivali (Lizbon) yer alıyor. Naxos şirketi tarafından basılan 3. ve 4. Senfonileri kendi şefliğinde Prag Senfoni tarafından yorumlandı, diğer çeşitli eserleri Decca’nın Argo serilerinde yayınlandı.. Talya Dalgaları adlı eseri ABD’de Oda Müziği Dergisi tarafından en iyi eser seçilmiştir. Son seslendirilen eserleri arasında, ĺstanbul Festivali için “Sözsüz Requiem”, Hollanda’lı Blazer Topluluğu için geniş bir eser, Galatasaray Klübü’nün 100. kuruluş yıldönümü için 5. Senfoni ve Sardis/Lidya şirketinin 100. yıldönümü için “Midas’ın Yargısı” bulunuyor.
Solo Çello için MKG Çeşitlemeleri Marlen Guzman tarafından sipariş edilmiş ve 1999’da Reyent Bölükbaşı tarafından ilk icrası Istanbul’da yapılmıştır. ĺnce’nin son eserlerinde görüldüğü gibi, bu eser de bir tinsel arayış ve isteyişlerden doğar. Yumuşak ve arayış içindeki ilk fikir, temayı oluşturup kimi zaman ihtiraslı ve vurmalı, kimi zamansa kızgın ama narin, yada Bach’a benzer akıcı ama keza zaman içinde donmuş ve ham çeşitlemelere dönüşür. Eser ilk temanın tekrar sunuluşu ile biterken başlangıç noktası olan sessizliğe doğru giderek sona erer.
İlhan Usmanbaş (d. 1921) Solo Çello için Partita’sını 1985’de J.S.Bach’ın doğumunun 300. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde besteledi. Besteci bu eserin yanısıra Bach’ın onuruna solo çalgılar için bir dizi partita daha planladı. ĺlk olarak “Alcoarci” başlıklı Klavsen Partita’sı bestelendi. Usmanbaş ilk skeçleri 1983’de yazmaya başladı. Ardından Bach’ın orijinal repertuvarındada yer alan yaylı çalgıları ele alarak sırasıyla Solo Keman için Partita (67 no’lu eser) ve Çello Partitasını yazdı ve sonuncuyu Solo Viyola içinde uyarladı (72 no’lu eser). Partitaların tamamı aynı bölüm başlıkları ve sıralamaları ile düzenlenmiştir: Allemande, Corrente, Aria ve Ciaconna. Bu seri eserleri belli bir sipariş üzerine yazmadığından Usmanbaş, fonksiyonel minimalizmi kullanan eser yapısı üzerine oturttuğu karakteristik stilini özgürce kullanmaktan sakınmamıştır. Bestecinin dördüncü dönemine ait bu stil (1980’ler) olabildiğince kişisel olarak işlenmiştir. Kaldı ki Usmanbaş için bu yolu hazırlayan ve esin kaynağı olan Amerikalı besteci Morton Feldman olmuştur. 1957’de başlayan bu etkileşim ilk örneklerini daha ikinci dönemde Yaylı Çalgılalar için 36 Çeşitlemeler’de (1959) vermiştir. Bunu takiben dodekafonik stile yönelen şan ve piyano için “Tre Poemi i Musica” New York’da Elliot Carter ve Feldman’ında Usmanbaş ile birlikte canlı olarak yer aldığı koserde seslendirilmiştir. Total serializmi hücrelere bölerek dönüşümlerini sağlayan bir yol ile serial benzeri bir stil yakalamıştır besteci. Yaylı Çalgılar Dörtlüsü’nün en iyi örneklerinden biri olduğu 1960-70 arasında gelişen raslamsal döneminden sonra kolaj tekniklerine değinen Usmanbaş bu tarzda 3 trompet, vurma ve yaylı çalgılar için “Viva la Musica”yı yazmıştır. Őz müziğindeki modal yapı bestecinin ilk döneminden (1945-52) beri hep ilgisini çekmiştir. Ikinci kuşak Cumhuriyet bestecisi olarak, “Türk Beşleri”nin geleneklerini takip etmekle beraber I. Strawinsky ve P. Hindemith’in müziğindende etkilenmiştir. Anadolu’nun halk ezgilerine karşı gösterdiği ilgi ile beraber Türkiye’deki yeni müzikal düşüncelerin öncülerinden olan besteci, Çello Partitası’nda bu yapılanmanın örneklerini çokça verir. ĺlk bölüm Allemande açık tel beşlilerin sürekli araya girdiği melodik çizgiler ile, yakın ve birbirinden zıt uzak aralıkların karışımını mükemmellikle kullanır. Bu bölümü takip eden Corrente olağandışı bir virtüoziteyi sergiler. Mırıldanan yumuşak ve bağlı pasajlar, yine buradada tekrar kuvvetli bas notaların hışımına uğrar. Bu gezgin karakterdeki hızlı pasajlar giderek bölüm başındaki hallerinin tersine metalik sesler ile atak yapan tonlara dönüşür. Aria elejik bir halk melodisi ile başlar. Tüm eserde olduğu gibi bu bölüm de metrik sınırlara bağlı kalmaz. Tiz ve pes sesler arasındaki kontrast, pastoral yapı içerisinde gittikçe sık değişime uğrayan ve genişleyen pasajlarla gelişir. Final bölümü Ciaconna Aria’nın melodisi üzerine kurulmuştur. Ancak bir eko niteliğinde başladıktan sonra, aynı melodiyi pizzicato olarak veren ihtiraslı bir nitelik alır. Rapsodik karakterdeki geçitler ana melodiyi bölerek eserin ihtişamli zirve noktasını oluşturan ve P. Casals’ın Bach’ın müziği için benzetme yaptığı bir volkanik patlamaya sahne olduktan sonra sakin şekilde Aria melodisini tekrarlayarak biter.
ORHAN AHISKAL / YERELDEN EVRENSELE / SAYGUN / DE FALLA / JANACEK / HARRISON
Cumartesi ~ Kasım 11, 2007 by admin Posted in CD Projeleri
NİÇİN ORHAN AHISKAL’LA YERELDEN EVRENSELE?
Şefik Kahramankaptan
Yerel müzikler, halk ezgileri, ancak uluslararası alana taşındığında, genel kabul gören çoksesli kurallara göre düzenlenip icra edildiğinde değer kazanırlar. Artık “yerel bir renk” olmaktan çıkıp “evrensel bir ses” haline gelirler. Pek çok tanınmış besteci, kendi halk müziklerinden yola çıkarak, günümüzde tüm dünyada dinlenen parçalarını üretmişlerdir.
İşte, sizlere sunduğumuz bu CD’nin içeriğinde, tümü 20′nci yüzyılda yaşamış Adnan Saygun,
M. De Falla, L.Janacek, l ve halen hayatta olan Lou Harrison’ın bu bağlamda anlam kazanan yapıtları yer almaktadır. Parçalar, hafif, zevkle dinlenebilen türdendir. Tümü, değişik zaman ve mekanlarda gerçekleştirilmiş, canlı dinleti kayıtlarından derlenmiştir.
Özellikle Saygun’un “Demet”iyle, Harrison’un “Keman ve vurma çalgılar için konçerto”su ilk kez bir CD içinde yer alarak yaygınlaşacaktır. Harrison’un yapıtının seslendirilmesi için kemancımız Orhan Ahıskal’ın seçilmiş olması ve ABD’de gerçekleştirilen canlı kaydın kullanılması , bu projeye ayrıca özgün bir nitelik kazandırmaktadır.
( Aydıner İnşaat ve Kurt&Kurt şirketleri için yapılmıştır. Piyasada satılmamaktadır)
İDİL BİRET/SUNA KAN : 50.YIL ÖZEL KONSERİ
Cumartesi ~ Kasım 11, 2007 by admin Posted in CD Projeleri
İDİL BİRET/SUNA KAN 50.YIL ÖZEL KONSERİ
Canlı Kayıt
İdil Biret ve Suna Kan, yurtdışına gönderilişlerinin 50. Ve İsmet İnönü’nün ölümünün 25. Yılında, İnönü Vakfı’nın düzenlediği özel bir konserde, Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde sahne aldılar. Programda, Biret ve Kan’ın yarım yüzyıl önce , İnönü ailesi önünde ilk kez seslendirdikleri konçertolar vardı. İnönü Vakfı bu tarihsel anma konserinin canlı kaydını Şefik Kahramankaptan’ın yapımcılığında bir CD olarak ölümsüzleştirdi.
(İsteme adresi: İnönü Vakfı, Şehit Ersan Caddesi No: 14 06550 Çankaya – Ankara
Tel: 0 312 428 18 41 Fax : 0 312 427 15 26 )
HÂRİKA ÇOCUKLAR / İdil Biret & Suna Kan (1948-1998) / 50.Yıl (İki CD)
Cuma ~ Kasım 11, 2007 by admin Posted in CD Projeleri
HÂRİKA ÇOCUKLAR (İsteme adresi: İnönü Vakfı, Şehit Ersan Caddesi No: 14 06550 Çankaya – Ankara
İdil Biret & Suna Kan
(1948-1998)
50.Yıl (İki CD)
Türk çoksesli müziğinin “Hârika Çocukları? İdil Biret ile Suna Kan, 1998’de, özel bir yasa ile yurtdışına gönderilişlerinin 50’nci yılını kutladılar. 1998 aynı zamanda İsmet İnönü’nün vefatının 25’nci yıldönümü, Cumhuriyetin kuruluşunun 75’nci yılıydı.
Şefik Kahramankaptan’ın projelendirip uygulamasını gerçekleştirdiği bu “ikili CD?, İnönü Vakfı için, bu yıldönümlerini kutlayıp anmak, aynı zamanda Biret ile Kan’ın bazı önemli eski kayıtlarını Türk müzik arşivine kazandırmak için hazırlandı. Özellikle İdil Biret’in Paris Radyosu’nda çıktığı ilk programın kayıtlarının ve çocuk sesinin de yer alması, CD’ye ayrı bir anlam kazandırıyor.
Tel: 0 312 428 18 41 Fax : 0 312 427 15 26 )
KIRSALLARDAN EZGİLER / SAYGUN / SUN / GINASTERA
Cuma ~ Kasım 11, 2007 by admin Posted in CD Projeleri
Şefik Kahramankaptan Halk müziklerinin “tarım?la yakından ilişkisi vardır. Tüm toplumlarda bu ezgiler, kırsal alanda tarımsal üretimin değişik aşamalarında ve kır insanının yaşamındaki önemli dönüm noktalarında ortaya çıkmış, paylaşılmış, yayılmış ve kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Halk müziklerinin uluslararası alanda değer kazanması ise, genel kabul gören çoksesli kurallara göre düzenlenip icra edilmelerine bağlıdır. Bu çoksesli çalışmalar, artık “yerel bir renk? olmaktan çıkıp “evrensel bir ses? halini alırlar. Dünya klasik müzik dağarı bu örneklerle doludur. Türkiye’de, Cumhuriyetle birlikte Atatürk’ün görüşleri doğrultusunda Türk bestecileri uçsuz bucaksız Anadolu folklorüne yönelmişlerdir. Sizlere sunduğumuz bu CD içeriğinde “Türk Beşleri?nden Ahmet Adnan Saygun’un dört bölümden oluşan Demet Süiti ile Muammer Sun’un Türkü-Şarkı-Köçekçe’si, kırsal kökenli halk müziklerinin keman-piyano ikilisi için evrensel biçeme göre sunulmasının güzel örnekleridir. Saygun, Sun’un hocasıdır. İlginçtir ki iki yapıt da 1955 yılında bestelenmiştir. Arjantinli ünlü besteci Alberto Ginastera’nın 1 No’lu Piyano Sonatı da, dünyanın çok farklı köşelerinden yerel müziklerin değişik biçemlerle sunulsa bile, ortak paydaları bulunduğunu sergileyen, Avrupa’da da sıkça seslendirilen bir örnektir. Kayıtlar; İzmir Devlet Senfoni Orkestrası solisti piyanist Yeşim Gökalp ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 1. Derece Keman Üyesi Jülide Yalçin-Dittgen tarafından Türkiye ve Almanya’da gerçekleştirilmiştir. Türk Traktör, kuruluşunun 50’nci yılında hizmet verdiği sektörün kırsallarından kopup gelen, yerelden evrensele taşınan müziklerin kayıtlarının Türk müzik arşivine kazandırılmasına katkıda bulunarak, teknolojinin yanı sıra, sanata verdiği önemi bir kez daha kanıtlamaktadır. A. ADNAN SAYGUN (1907-1991) MUAMMER SUN (1932) ALBERTO GİNEASTERA (1916-1983) JÜLIDE YALÇIN-DİTTGEN (Keman) YEŞİM GÖKALP (Piyano)
Demet / Keman ve Piyano İçin Süit/ Op. 33 (1955)
Cumhuriyet döneminin ilk kuşak bestecileri arasında önde gelen bir yere sahip olan A. A. Saygun
Atatürk’ün müzik devriminin gerçekleşmesi, kökleşmesi, kurumlaşması doğrultusunda, besteci, eğitimci ve müzikbilimci olarak öncülük yaptı, son nefesine kadar hizmet verdi. Yunus Emre Oratoryosu, çeşitli dünya kentlerinde değişik dillerde seslendirilmiş, Adnan Saygun’un en çok tanınan yapıtıdır.
1907’de İzmir’de doğan, okul korosundan itibaren müzikle ilgilenen Saygun, 1926′da Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde verdiği bir sınavdan sonra İzmir Lisesi’nde müzik öğretmenliği yaptı. 1928′de açılan sınavı kazanarak müzik öğrenimi görmek üzere, devlet bursuyla Paris’e gönderildi. Ecole Normale de Musique’de Nadia Boulanger’nin öğrencisi oldu. Bir süre sonra, Vincent d’Tndy’nin müdürlüğünü yaptığı “Schola Cantorum”a geçerek d’Indy ile kompozisyon, Paul le Flem ile kontrpuan, Edouard Soueberbielle ile org, Amedee Gastoue ile Gregoryan müziği, Eugene Barrel ile füg ve armoni çalıştı. Döndükten sonra konservatuvarlarda kompozisyon öğretmenliği, CSO ‘da orkestra şefliği yapan, 1972-78 arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği görevinde bulunan Saygun, Türk çoksesli müziğinde pek çok “ilk?e imza attı. İlk operayı, ilk oratoryoyu besteleyen Saygun’un pek çok yapıtı yurtdışında seslendirildi ve uluslararası ödüllerin sahibi oldu.
1991’de vefat eden Saygun, ritm ve melodi bakımından Türk halk ve sanat müziklerinin etkilerini taşıyan yapıtlarında, zaman zaman izlenimci, zaman zaman da romantik estetiğe bağlı kaldı.
1936′da Türkiye’ye gelen ünlü Macar besteci ve müzikolog Bela Bartok’a Anadolu araştırmalarında eşlik eden Saygun, ülkemizin önemli halk müziği araştırmacılarındandı.
Saygun’un 1955’te yazdığı “Demet “ başlıklı süit de bu araştırma çalışmalarının sonuçlarından biridir. Saygun burada tanınmış bazı halk ezgilerini armonize ettiği gibi, bazı ezgileri de kendisi aynı tarzda bestelemiştir.
Dört bölümden oluşan süitin birinci bölümü Prelude doğaçlama niteliğinde bir giriş bölümüdür.
İkinci bölüm olan Horon’da Saygun aynı isimli halk dansının Karadeniz yöresine özgü aksak ritim ve melodik ögelerini kullanır.
Ağır Zeybek başlıklı üçüncü bölümde Saygun, Ege bölgesine özgü bu dansta erkek dansçının sıçrama hareketini, yayın buna benzer bir hareketi ile temsil etmeyi başarmıştır.
Sepetçioğlu başlığını taşıyan son bölümde, ezgi keman ve piyano arasındaki diyaloglarda elden ele geçer . Kemanın akor çalma, pizzicato ( yay yerine telleri sağ ya da sol elin parmakları ile çekerek çalma ) ve col legno ( tellere yayın tahta kısmı ile vurma ) gibi teknikleriyle çeşitlenir. Serbest bir karakteri olan bölüm, Demet süitine sakin ve ağırbaşlı bir nokta koyar.
Üç Parça / Keman ve Piyano İçin (1955)
Çoksesli müziğin geniş kitlelere yaygınlaştırılması yönünde büyük hizmetlerde bulunan üçüncü Cumhuriyet kuşağının önemli bestecisi ve müzik eğitimcisi olan Muammer Sun, zaman zaman müzik politikasının oluşturulmasına da fikri katkılarda bulundu. Yöresel müziklerden yararlanarak yaptığı besteler büyük beğeniyle karşılandı. Özellikle “Kurtuluş? ve “Cumhuriyet? filmleri için yaptığı müzikler TV aracılığıyla çok geniş kitlelere ulaştı. Bu film müzikleri, büyük ilgiyle karşılanması nedeniyle sık sık orkestraların konser programlarına alınıyor.
1932′de Ankara’da doğan, 1947′de Askerî Muzıka Okulu’na, 1953′de Ankara Devlet Konservatuvarı’na giren Muammer Sun, A. Adnan Saygun’un kompozisyon öğrencisi oldu. Bu yıllarda Mithat Fenmen’le piyano, Hasan Ferit Alnar’la orkestra şefliği, Muzaffer Sarısözen’le halk müziği, Ruşen Kam’la geleneksel sanat müziği çalıştı, ayrıca Kemal İlerici’den, Türk müziği armonilemesi alanında yararlandı. 1960′da Kompozisyon Bölümü’nden mezun oldu. Ankara, İzmir, İstanbul Devlet Konservatuvarları’nda, Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’nde de öğretmenlik yaptı.
1969 yılında yönetim kurulu üyeliğine seçildiği TRT’de merkez müzik dairesinin, sanat ödülleri ve korolar sisteminin geliştirilmesine öncülük eden Muammer Sun’un katkılarıyla bir yandan da Milli Eğitim Bakanlığı’nda ilkokul müzik programının yenilenmesi, çocuk ve gençlik koroları yönetmenliğinin hazırlanması çalışmalarında sonuç alıcı gelişmeler sağlandı. Bakanlık desteğiyle, Anadolu’da yaygın biçimde yüzlerce çocuk korosunun kurulmasını getiren yönetmeliğin uygulanması, Sun’un bu dönemdeki başlıca katkıları arasındadır. Değişik formlardaki 80’i aşkın bestesinin yanı sıra, çocuklar için yazılmış 100’ü aşkın şarkı,türkü, marş türü bestesi bulunmaktadır.
Hacettepe Universitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü Başkanlığını yaptığı yıllarda, bölüme çok sayıda öğrenci alarak, duraksamış bulunan besteci yetiştirilmesi işlevini hızlandırdı. Günümüzde eserleri çalınan çok sayıdaki genç besteci, bu dönemin ürünleridir.
Hocası Adnan Saygun’un bu CD’deki “Demet? adlı süitiyle aynı yıl (1955) keman-piyano ikilisi için bestelediği “Üç Parça?, Muammer Sun’un halk müziği ve makamsal müzikten esinlenerek ortaya koyduğu çok sayıdaki yapıtı arasında seçkin bir yere sahiptir. Yapıtın ilk seslendirmesi 1958 yılında , bestecinin piyano eşliğiyle kemancı Ersan Alper tarafından yapılmıştır. Bu CD’de Sun’un bu seçkin yapıtı, kemancı Jülide Yalçın-Dittgen ile piyanist Yeşim Gökalp’in duyarlı yorumuyla dinleyiciyle buluşuyor.
Piyano Sonatı No:1 (1952)
Arjantinli ünlü besteci Alberto Evaristo Ginastera, 1916 yılında İspanyol ve İtalyan kökenli bir göçmen ailenin çocuğu olarak 1916’da Buenos Aires’de doğdu. 20. Yüzyılın Güney Amerikalı bestecileri arasında en önemlilerinden biri olarak kabul edilir. Pek çok üniversitede ders veren Ginastera’ya ABD’deki Yale Üniversitesi tarafından da fahri doktora ünvanı verildi. Güney Amerika ülkelerinin yanısıra ABD’de tanındı, pek çok akademik ve uluslararası çalışmaya katıldı.
Arjantin’in folkloru, karışık kültürü, coğrafyasıyla tüm özelliklerinin Ginastera’nın müziğine yansıdığı görülür. Kendisi müziğini, objektif milliyetçi, subjektif milliyetçi ve yeni dışavurumcu olmak üzere üç döneme ayırıyordu.
Üç opera, beş bale, iki piyano konçertosu,iki çello konçertosu, bir harp konçertosu, bir keman konçertosu , flüt,gitar, org ve piyano için çok sayıda parça besteledi.
1983’te ölen Ginastera’nın günümüzde en çok seslendirilen yapıtlarının başında 1 Numaralı piyano sonatı geliyor. Yapıt, ABD’deki Pittsburgh Uluslararası Çağdaş Müzik Festivali için Carneige Enstitüsü ve Pennsylvania Kız Koleji tarafından sipariş edildi. Yapıt ilk kez 29 Kasım 1952’de Pittsburgh’daki Carnegie Hall’de piyanist Johana Harris tarafından festival programı içinde seslendirildi. Yapıt ertesi yıl Uluslararası Çağdaş Müzik Birliği’nin Oslo’daki 27. Festivalinde de programa alındı.
Ginastera dört bölümden oluşan yapıtı, Arjantin’in kırsal alanlarını betimleyen, halk müziklerinden etkilenilerek yazdı. Ginastera’nın piyano sonatı çıkış özellikleri yönünden Adnan Saygun’un yapıtlarıyla ortak özellik gösterir. Ginastera’nın bu yapıtı, piyanist Yeşim Gökalp’in repertuarında bulunuyor ve sanatçı tarafından Avrupa’daki dinletilerde zaman zaman seslendiriliyor.
1970’de Ankara’da doğdu. 1981’de Ankara Devlet Konservatuvarında Doç. Murat Tamer’in öğrencisi oldu. Devlet bursu ile gittiği Lyon’da bir yıl Jean Estournet ve Veronica Riou’la çalıştı ve burada düzenlenen keman yarışmasında birincilik ödülünü kazandı. 1990 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Devresinden başarı ile mezun oldu. Eğitimini Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde Devlet Sanatçısı Prof. Suna Kan ile sürdürdü. 1992 yılında yüksek lisans diplomasını aldı. Fulbright bursu ile gittigi New England Conservatory of Music,Longy School of Music’de Graduate Diploma ve Artist Diploma’larını Eric Rosenblith ile tamamladı. Boston’da bulunduğu 4 yıl içerisinde Carnegie Hall, Jordan Hall, Boston Oda Orkestrası solo konserleri, Yellow Barn Müzik, Tanglewood Müzik festivalleri, Shoreline Alliance oda müziği yarışması, keman-piyano ikilisi olarak birincilik ödülü, Amerika’da Üniversiteler arasında en seçkin başarılı öğrenci “Who’s Who Among Students in American Universities and Colleges? seçilmesi, Portland Senfoni Orkestrası’ndaki görevi sıralanabilir. Kurucusu olduğu Hitit Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ile bugüne kadar Dışişleri Bakanlığı’nın düzenlediği Cumhuriyetimizin 75’inci Yıl Dönümü kutlamaları çerçevesince yurt dışında 39 ülkede, Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Müdürlüğü’nün düzenlediği Osmanlı’nın 700. Yıldönümü etkinlikleri çerçevesince yurt içinde konserler verdi.Solist olarak, Cumhurbaskanlığı, İstanbul, İzmir, Cukurova ,Bursa, Devlet Senfoni Orkestraları, Cemal Reşit Rey, O.D.T.U, konser salonlarında resitaller vermistir.1990 yılında girdiği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda birinci derece keman üyesidir.
1966’da İzmir’de doğdu. 8 yaşında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Piyano Bölümü’ne girerek Prof. Ayşe Savaşır’ın öğrencisi oldu. 1982-83 öğretim yılında Konservatuar’ı bitirdi ve aynı yıl devlet bursu kazanarak Almanya’da öğrenimine başladı. Prof. B. Ebert ile çalıştı. Köln ve Detmold Müzik Yüksek Müzik Akademileri’ndeki öğrenimini Prof. Ludwig ve W. Kassebaum ile master çalışmalarını tamamlayarak 1990 yılında sanatta olgunluk diploması aldı. Amadeus Quartett ile oda müziği çalışmaları yaptı.
İlk konserini 16 yaşında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde veren sanatçı, yurtiçi konserlerinin yanısıra Almanya, Fransa ve Rusya Federasyonu’nun çeşitli kentlerinde de konser ve resitaller verdi. St.Petersburg Senfoni Orkestrası eşliğinde M. Ravel’in sol majör piyano konçertosunun CD kaydını yaptı. 1998 yılında Almanya’nın Hannover kentinde bulunan Kongre Merkezi’ndeki Avrupa’nın sayılı salonlarından biri olan Beethoven Saal’de bir resital verdi. Çaldığı öteki önemli salonlar arasında Köln Maternushaus, Steinway Saal, Herne Kultur Zentrum, Detmolt Sommer Teater ve Hamburg Musikhalle Kamermusiksaal yer alıyor.
Türk bestecilerinin yapıtlarına repertuarında geniş yer veren Yeşim Gökalp’in çeşitli radyo ve televizyon kayıtları var. Bugüne kadar çalıştığı yabancı ve Türk şefler arasında Prof. Hikmet Şimşek, Emin Güven Yaşlıçam, Rengim Gökmen, Ender Sakpınar, Erol Erdinç, Ertuğ Korkmaz, Marek Pijarowski, Tadeusz Strugala, Borislav Ivonov, Ivan Anguelov, Veronika Dudarova, Konstantin Kriemetz bulunuyor.
Ocak 2000’de Avrupa Müzisyenler Yarışması’na katılarak takdirname alan Gökalp, 2003 Eylül ayında Detmold Oda Orkestrası eşliğinde ünlü Alman besteci Gieselher Klebe’nin şan-piyano ve oda orkestrası için yazdığı yapıtın ilk seslendirilmesini gerçekleştirdi. Gökalp halen İzmir Devlet Senfoni Orkestrası solist sanatçısı ve çalışmalarına Almanya’nın Detmolt kentinde Renate Kreitschmar Fischer ile devam ediyor.
TÜRK PİYANO EZGİLERİ / TAVİLOĞLU, SAYGUN, ERKİN, BARAN
Cuma ~ Kasım 11, 2007 by admin Posted in CD Projeleri
TÜRK PİYANO EZGİLERİ Şefik Kahramankaptan Türk bestecileri ve icracıları, Batı’nın 500 yıllık birikimini, kısa sürede inceleme, öğrenme, özümseme ve özgün Türk ezgileriyle yoğurarak Batı tarzında Türk çoksesli müziğini oluşturma başarısını göstermişlerdir. Bestecilerimizin özellikle temel enstrüman olan piyano için yazdıkları parçalar, kolay anlaşılmaları, esinlendikleri halk ezgisi, dans veya makamsal müzik özelliklerini yitirmeden temayı aktarmaları nedeniyle keyifle dinlenir nitelik taşımaktadır. Cumhuriyet’le birlikte katılmaya çalıştığımız uluslararası çoksesli müzik ortamında Türkiye’nin yüzünü özellikle piyanistlerin güldürdüğünü görürüz. Türkiye’nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 1948’de özel bir yasa çıkartılmasını sağlayarak Paris’e gönderdiği “harika çocuk? İdil Biret’le başlayan “başarılı piyanistler? zincirine eklenen halkalardan biri de Yeşim Gökalp’dir. Bu projede; ikisi “Türk Beşleri? üyesi olan Cumhuriyetin ilk dönemi bestecilerimizden Adnan Saygun ve Ulvi Cemal Erkin, ikisi de yaşayan bestecilerimizden İlhan Baran ve İstemihan Taviloğlu olmak üzere , değişik kuşaklardan dört bestecimizin yapıtları Yeşim Gökalp tarafından seslendirilerek kayda alınmıştır. Bunlardan İlhan Baran’ın ve İstemihan Taviloğlu’nun yapıtları “ilk kez? kayda alınarak Türk müzik arşivine kazandırılmıştır. *** İSTEMİHAN TAVİLOĞLU (1945) Besteci yapıtına “Mi? adını, hem prelüdlerin üçünün de “Mi? ekseninde olmasından, hem de “Mi? sözcüğünden algıladığı zerafet, incelik ve tevazu kavramlarından hareketle koymuştur. Prelüdlerin “hızlı-yavaş-hızlı? sıralanması ile, konçerto yapısındaki sıralamaya gönderme yapılmaktadır. 1. Prelüd’de yalınlık, arılık, safiyet kavramlarını vurgulanmaya çalışılmıştır. Fantazi havasındaki 1. Prelüd’ü, bir ağıt (elegia) olan 2. Prelüd izler. Ağır tempodaki 2. Prelüd’de burukluk, elem ve acı, tam perdeli akorlardan sonra yirmibirinci ve yirmibeşinci ölçülerdeki fa bekâr notasıyla doruğa çıkar. İkinci prelüdün “doruk? noktaları olan bu iki nota, aynı zamanda üç prelüdün de doruğu biçiminde planlanmıştır. Üçüncü prelüd, üçlü aralığı üzerine kurulmuş, olguların hepsi üçlü aralığından elde edilmiştir. Besteci buradaki yaklaşımını şöyle açıklar: “ Herhangi bir aralık “iki?’den oluşmasına karşın tekildir. Burada bu tekil, kendine yetmeye çalışır, dönüşür, çoğalmaya, genişlemeye, büyümeye ve hep yukarıya çıkmaya çalışır.? Üç Prelüd’ün tamamında “yalınlık, arılık ve safiyet? vurgulanmaktadır. ADNAN SAYGUN(1907-1991) Bestecinin 1938 yılında yazdığı Sonatina’nın ilk seslendirilmesi aynı yıl İstanbul’da değerli piyanist merhum Ömer Refik Yaltkaya tarafından yapılmıştır. Sonatina üç bölümden oluşur. Birinci bölüm; başta işitilen birinci tema ile onun tersine çevrilmiş ve kısmen değişik bir havaya sokulmuş biçimi olan ikinci temanın gelişimlerini gösterir. İkinci bölüm sol elde değişmeden tekrar bir kısa melodi üzerinde işitilen ağır bir “melopee? ile bu fikirlerin gelişiminden meydana gelmiştir. Üçüncü bölüm, monoton tartısı türlü yollardan giderilmeye çalışılmış bir oyun havasıdır. Batıda Menuetto, Sarabande, Polonaise gibi çeşitli halk oyun havalarının bu nitelikleri ikinci plana itilerek çoksesli sanat müziğine kazandırılmaları benzeri, Saygun’un yeniden biçimlendirdiği bir Horon’dur. *** ULVİ CEMAL ERKİN (1906-1971) Erkin, 1937’de 18 küçük piyano parçası yazdı. Bunlardan çalması kolay olan yedisini “Çocuklar İçin Yedi Kolay Parça” adıyla ayırdı. Diğer 11 piyano parçası da ”Duyuşlar” adıyla piyano dağarımıza yepyeni bir zenginlik kattı. Duyuşlar ilk kez, bestecinin eşi Ferhunde Erkin tarafından 17 Nisan 1947 yılında Ankara Halkevi’nde seslendirildi. Türk halk ezgileri ve Anadolu ses renklerinin özgün biçimde yansıtıldığı, bazılarında izlenimciliğin ağır bastığı ”Duyuşlar” hem olgun, hem genç piyanistlerin, hatta çocukların bile zevkle çalışıp çaldığı piyano parçaları oldu. Özellikle değişik kuşaklardan Türk piyanistleri, Batı’daki konserlerinde Duyuşlar’dan seçtiklerini dinleyicilere “bis? parçası olarak sundular. Kimi piyanistlerimiz de yurt dışında verdikleri resitallerde Duyuşlar’I bütünüyle repertuarlarına aldılar. Duyuşlar’ın da, tıpkı bestecinin 1930’da verdiği piyano için ürünü “Beş Damla? gibi Türk piyano dağarı içinde seçkin bir yeri vardır. *** İLHAN BARAN (1934) 13 küçük piyano parçasından oluşan Siyah ve Beyaz’da besteci, canlı ve aksak halk ritmlerini, değişken izlenimci tonlar ile fevkalade başarılı biçimde birleştirir. Antik Anadolu uygarlığından günümüze değin uzanan ileri çizgiyi özgün bir değerlendirme süzgecinden geçirerek müziksel anlatım gereçlerini kökleriyle kavrayarak yöneldiği çağdaş senteze verilebilecek güzel örneklerden biridir Siyah ve Beyaz. Yapıtın içinde ağıtlar, aksak ölçüler, Türk aksağı, horon gibi unsurların yanı sıra son parçalarda karışık bir yaklaşım sergilenmektedir. Yapıtta Halikarnas Balıkçısı’nın düşüncelerinden etkilenmenin izlerini gözlemlemek mümkündür. *** YEŞİM GÖKALP KİMDİR? 1966’da İzmir’de doğdu. 8 yaşında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Piyano Bölümü’ne girerek Prof. Ayşe Savaşır’ın öğrencisi oldu. 1982-83 öğretim yılında Konservatuarı bitirdi ve aynı yıl devlet bursu kazanarak Almanya’da öğrenimine başladı. Prof. B. Ebert ile çalıştı. Köln ve Detmold Müzik Yüksek Müzik Akademileri’ndeki öğrenimini Prof. Ludwig ve W. Kassebaum ile tamamlayarak 1990 yılında sanatta olgunluk diploması aldı. Amadeus Quartett ile oda müziği çalışmaları yaptı. İlk konserini 16 yaşında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde veren sanatçı, yurtiçi konserlerinin yanısıra Almanya’da Köln Senfoni Orkestrası, KVB Orkestrası ve Detmold Oda Orkestrası’yla, Fransa ve Rusya Federasyonu’nun çeşitli kentlerinde de değişik orkestralarla konserler ve resitaller verdi. St. Petersburg Senfoni Orkestrası eşliğinde M. Ravel’in sol majör piyano konçertosunun CD kaydını yaptı. 1998 yılında Almanya’nın Hannover kentinde Kongre Merkezi’ndeki Avrupa’nın sayılı salonlarından biri olan Beethoven Saal’de bir resital verdi. Yeşim Gökalp, ODTÜ Sanat Festivali ile Uluslararası Ankara Müzik Festivali’ne de solist olarak katıldı. Son olarak 2005’te 22. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nde Yiğit Aydın’ın “Anders? adlı piyano ve yaylılar için bestesinin Dünya prömiyerini gerçekleştirdi. 2005 Sonbaharında 7 Karadeniz ülkesinin davet edildiği Münsterland Festivali’ne Türkiye adına katılarak bir resital verdi. Bu resitalde İlhan Baran’ın Siyah-Beyaz adlı yapıtı ile Yiğit Aydın’ın piyano için parçasının Almanya’daki ilk seslendirmesini gerçekleştirdi. Ocak 2000’de Avrupa Müzisyenler Yarışması’na katılarak takdirname kazanan Gökalp halen İzmir Devlet Senfoni Orkestrası solist sanatçısı ve olgunluk dönemi çalışmalarına Renate Kreitschmar Fischer ile Detmold ‘da devam ediyor. Yurtdışı konserlerinde özellikle Türk bestecilerinin yapıtlarına yer veriyor. Yeşim Gökalp’in çeşitli radyo ve televizyon kayıtları var.Bugüne kadar çalıştığı yabancı ve Türk şefler arasında Prof. Hikmet Şimşek, Emin Güven Yaşlıçam, Rengim Gökmen, Ender Sakpınar, Erol Erdinç, Marek Pijarowski, Tadeusz Strugala, Borislav Ivanov, Ivan Anguelov, Veronika Dudarova, Konstantin Kriemetz bulunuyor.
Mİ / PİYANO İÇİN ÜÇ PRELÜD
15 Nisan 1945′de doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra, müzik eğitimine başladı. Ankara Devlet Konservatuarı Nefesli ve Vurmalı Sazlar Bölümü’nün Klarinet dalından Hayrullah Duygu’nun öğrencisi olarak 1968’de pekiyi dereceyle mezun oldu. Aynı yıl Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’na klarinet sanatçısı olarak atandı. Bu görevini sürdürürken, Ankara Devlet Konservatuarı’nın kompozisyon bölümünde Ahmet Adnan Saygun’un sınıfına girdi ve 1974’te ileri yüksek devreden pekiyi derece ile mezun oldu. Aynı yıl Ankara Devlet Konservatuarı’na sanatçı öğretim elemanı olarak atandı ve bu kurumda yirmi yılı aşkın kompozisyon ve teori dersleri verdi. 1999’da Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Devlet Konservatuarı geçen Taviloğlu, Kompozisyon Bölümü’nün yeniden kurulmasında aktif olarak görev aldı. Halen bu kurumda görevini sürdürmektedir. İlk Türk Klarinet Konçertosu’nun bestecisi olan, yazdığı çeşitli formlardaki müzikler yurtiçinde ve dışında Türk ve yabancı yorumcular tarafından seslendirilen Taviloğlu, 1985 yılında “Enka Kültür ve Spor Vakfı Bilim ve Sanat Ödülleri Yarışması”nda birincilik ödülünü aldı. Taviloğlu’nun müzik teorisi alanında çok sayıda çevirisiyle özgün kitapları bulunuyor.
***
SONATİNA
Cumhuriyet döneminin ilk kuşak bestecileri arasında önde gelen bir yere sahip olan A. A. Saygun Atatürk’ün müzik devriminin gerçekleşmesi, kökleşmesi, kurumlaşması doğrultusunda, besteci, eğitimci ve müzikbilimci olarak öncülük yaptı, son nefesine kadar hizmet verdi. Yunus Emre Oratoryosu, çeşitli dünya kentlerinde değişik dillerde seslendirilmiş, Adnan Saygun’un en çok tanınan yapıtıdır. 7 Eylül 1907’de İzmir’de doğan, okul korosundan itibaren müzikle ilgilenen Saygun, 1926′da Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde verdiği bir sınavdan sonra İzmir Lisesi’nde müzik öğretmenliği yaptı. 1928′de açılan sınavı kazanarak müzik öğrenimi görmek üzere, devlet bursuyla Paris’e gönderildi. Ecole Normale de Musique’de Nadia Boulanger’nin öğrencisi oldu. Bir süre sonra, Vincent d’Tndy’nin müdürlüğünü yaptığı “Schola Cantorum”a geçerek d’Indy ile kompozisyon, Paul le Flem ile kontrpuan, Edouard Soueberbielle ile org, Amedee Gastoue ile Gregoryan müziği, Eugene Barrel ile füg ve armoni çalıştı. Döndükten sonra konservatuvarlarda kompozisyon öğretmenliği, CSO ‘da orkestra şefliği yapan, 1972-78 arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği görevinde bulunan Saygun, Türk çoksesli müziğinde pek çok “ilk?e imza attı. İlk operayı, ilk oratoryoyu besteleyen Saygun’un pek çok yapıtı yurtdışında seslendirildi ve uluslararası ödüllerin sahibi oldu. 1991’de vefat eden Saygun, ritm ve melodi bakımından Türk halk ve sanat müziklerinin etkilerini taşıyan yapıtlarında, zaman zaman izlenimci, zaman zaman da romantik estetiğe bağlı kaldı. 1936′da Türkiye’ye gelen ünlü Macar besteci ve müzikolog Bela Bartok’a Anadolu araştırmalarında eşlik eden Saygun, ülkemizin önemli halk müziği araştırmacılarındandı.
DUYUŞLAR
Saygun’la birlikte Cumhuriyet dönemi ilk kuşak bestecilerinin en verimlilerinin başında gelir. “Türk Beşleri? nden biri olan Erkin, 1906 yılında İstanbul’da doğdu.İlk müzik eğitimini çok küçük yaşta annesinden alan Ulvi Cemal yedi yaşındayken Adinolfi’nin yanında piyano derslerine başladı. Galatasaray Lisesini bitirince Atatürk’ün emriyle oluşturulan program çerçevesinde, devlet hesabına Paris’te müzik öğrenimine gönderildi. Paris Konservatuarı’nda Jean Batalla, Isidor Philipp ve Camile Decreus ile piyano, Jean Galon ile armoni, Noel Galon ile kontrpuan çalıştı, daha sonra Ecole Normale de Musique’de, Jean Galon ve Nadia Boulanger’dan kompozisyon dersleri aldı.
Beş yıllık öğrenimini Paris Konservatuarı ile Ecole Normale’de başarıyla tamamlayan Erkin, 1930 yılında yurda dönerek Musıki Muallim Mektebi’nde öğretmenliğe atandı.. 1932 yılında piyanist ve piyano öğretmeni Ferhunde Remzi (Erkin) ile evlendi, 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’nın kurulması üzerine bu kurumun piyano bölüm başkanlığını üstlendi.. Daha sonraki yıllarda onu verimli bir besteci, orkestra şefi ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin açtığı müzik kurumlarında yönetici olarak görürüz. Besteceliğe ağırlık veren ve İlk yapıtlarında geç romantizm ile izlenimcilikten yola çıkan Erkin, kısa sürede geleneksel müziklerimizin, özellikle halk müziğimizin makamsal ve ritmik gereçlerini başarıyla kullanmaya başladı.Yapıtlarından “Köçekçe? yurt dışında en fazla seslendirilen Türk bestesidir.
Senfonik Bölüm adlı yapıtı, Cumhuriyetin 75. Yılı için Şefik Kahramankaptan’ın neoklasik bale projesi Uçarcasına’da bale müziği olarak kullanıldı. 1971 yılında “Devlet Sanatçısı? unvanıyla onurlandırılan, bestecimiz, sanat yaşamı boyunca Avrupa ülkelerinden nişanlar aldı. 1973 yılnda Ankara’da ölen Erkin’in yapıtları Türk Devlet Orkestraları ve oda müziği topluluklarınca sıkça seslendirilmektedir..
SİYAH VE BEYAZ
1934 yılında Artvin’de doğdu. Ankara Atatürk Lisesinde öğrenim yaparken müzik öğretmeni Ziya Aydıntan’ın özendirmesiyle Ankara Devlet Konservatuarına giren BARAN, önce Fromme ile kontrbas çalıştı, bir yıl sonra kompozisyon bölümüne geçerek Adnan Saygun’un öğrencisi oldu. Bu dönemde Selçuk Gündemir ile piyano, Ruşen Ferit Kam ile geleneksel sanat müziği, Muzaffer Sarısözen ile halk müziği ve konservatuar dışında Kemal İlerici ile Türk Müziği Armonisi çalıştı.. 1960’da kompozisyon bölümü ileri devreyi bitiren besteci, 1962’de devlet bursu ile Paris’e gönderildi, Ecole Normale de Musique ‘de Henri Dutilleux’nun kompozisyon öğrencisi oldu, sonra Paris radyo-televizyonunda Maurice Ohana’nın yönetmekte olduğu somut müzik kurslarına katıldı.1965’de yurda dönen Baran Ankara Devlet Konservatuarında kompozisyon öğretmeni olarak yeni kuşak besteci ve icracılarımızın yetişmesinde öncü rol oynadı. Son kuşaktan, Fazıl Say, Muhiddin Dürrüoğlu Demiriz, Emre Elivar O’nun öğrencilerindendir.
İlhan Baran yapıtları az tanınan ama en önemli çağcıl bestecilerden biridir. Onun müziği, Türk halk elementlerini ve tinselliğini Batı müziği armonileri ile buluşturur. “Üç Soyut Dans? , “Mavi Anadolu? , “Töresel Çeşitlemeler? gibi başlıklar, aslında yapıtlarının özünü belirten ipuçları olarak değerlendirilebilir. En önemli yapıtları arasında Keman, Çello ve Piyano İçin Dönüşümler, Yaylılar Dörtlüsü, Keman İçin Sonatin, Piyano İçin Üç Bagatel, Mavi Anadolu ile Siyah ve Beyaz sayılabilir.
CEMAL REŞİT REY / ANDANTE VE ALLEGRO / ENSTANTANELER / BİR İSTANBUL TÜRKÜSÜ ÜZERİNE ÇEŞİTLEMELER /
Cuma ~ Kasım 11, 2007 by admin Posted in CD Projeleri
100. Doğum Yılında PROGRAM NOTLARI ANDANTE VE ALLEGRO ENSTANTANELER BİR İSTANBUL TÜRKÜSÜ ÜZERİNE ÇEŞİTLEMELER “Üsküdar’a giderken aldı da bir yağmur? dizesiyle başlayan Kâtibim türküsü, dünyada en fazla tanınan Türk ezgilerinden biridir. 1950’li yıllarda Amerikalı zenci şarkıcı Eartha Kitt’in kendine özgü vurgusuyla Türkçe olarak seslendirmesiyle tüm dünyada meşhur olmuştur. BURSA DEVLET BÖLGE SENFONİ ORKESTRASI Bursa Devlet Bölge Senfoni Orkestrası, sivil toplum, yerel yönetim, üniversite ve devlet işbirliğinin güzel bir örneği olarak, giderek büyüyen halkalar şeklinde kurulup ülkeye kazandırılmış bir orkestradır. ORHAN ŞALLIEL CİHAT AŞKIN Türk Keman Ekolü’ nün önde gelen isimlerinden biri olan Cihat Aşkın, 1968’de İstanbul’ da doğdu. İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’ nda Prof. Ayhan Turan ile, Londra Kraliyet Müzik Koleji’ nde Rodney Friend ve City Üniversitesi’ nde Yfrah Neaman ile çalıştı. Master ve Doktora derecesini tamamlayarak yurda döndü ve İTÜ’ den Doçent ünvanı aldı. İlk resitalini 12 yaşında veren Aşkın kısa zamanda Paganini Kaprisler çalmasıyla ünlenerek yurdun tüm orkestralarıyla konserler yaptı ve resitaller verdi. Yurt dışında Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birçok ülkelerini dolşan Aşkın Yoel Levi, Cobos, Dmitriev ve Shlomo Mintz gibi müzisyenlerle konserler verdi. Yurdumuzdaki festivallerin haricinde, Sofya, Budapeşte, Leicester, Semana, Brüksel gibi festivallerde çalan Aşkın, Yehudi Menuhin Yarışma’ sında En iyi Bartok Yorumcusu olarak seçilmesi (1987), Carl Flesch Yarışmasında Outstanding Merit Prize alması (1990), İki defa İsolde Menges ödülü gibi ödüllerden sonra 2002 yılında Roma’ da Foyer des Artistes ödülüne layık görüldü. 1990 yılından başlayarak çeşitli CD ler yapan Aşkın’ ın kayıtları şöyle sıralanabilir: Mozart Konçerto No.5 (Hungaroton 1990) Suna Kan ile Bach İkili Konçerto (UPR 1993), Modern Keman-Çello eserleri (Meridien 1996), Erkin Keman Konçertosu (1998), Minyatürler (Kalan 1998) Alnar Süit ve Trio (2000) Akses Keman Konçertosu (CPO, 2001), Ege’ nin Türküsü (Kalan, 2001), Aracı Keman Konçertosu (Kalan 2004), Invitation to the Seraglio (Warner Classics,2004 ) Umutsuz (Kalan, 2004). Özellikle Cumhuriyet’ in 75 yılında başlattığı Türk Keman Okulu projesiyle çok büyük bir hizmet başlattı. Aşkın, Türk bestecilerinin keman eserlerini toplayıp, kritik edisyon olarak yayınlanması, konserlerde seslendirilmesi ve kayıt edilip CD haline getirilmesi gibi çok önemli bir misyon taşıyan projenin mimarı. Bu bağlamda Yalçın Tura ve Ertuğrul Oğuz Fırat Keman Konçertolarını ona ithaf ettiler. HANDE DALKILIÇ 1974 yılında Ankara’da doğdu. İlk piyano derslerini Prof. Güherdal Karamanoğlu Çakırsoy`dan aldı. Akademik müzik eğitimine Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi`nde başladı. Üstün yeteneğini, erken yaşlarda olgunlaşmaya ve seçkinleşmeye başlayan müzikal formasyonunu sannatta yeterlık (doktora) düzeyine kadar bu fakültede Prof. Ersin Onay`ın sınıfında geliştirdi. Hande Dalkılıç, mesleki çalışmalarının en erken dönemlerinden itibaren, üstün artistik duyuşuyla beslenen araştırmacı yönüyle de dikkatleri çekti. Genç yaşta olgun bır yorum gücüne ve geniş bir repertuvara sahip oldu. Hande Dalklıç, Ahmet Adnan Saygun`un 1.pıyano konçertosu (op.34), Sonatin (op.15), Aksak Tartılar Üzerine On Etüt (op.38) ve bestecinin ölümünden kısa bir süre önce 1990 yılında tamamladığı Piyano Sonatı`nın (op.76) dünya prömiyerinin bir arada yer aldığı iki CD’si BMP etiketiyle yayımlandı. Son olarak Muammer Sun`un ilk kez bir CD’de seslendirilen piyano solo için dört defterden oluşan “Yurt Renkleri” albümü KALAN Müzik etiketliyle yayımlandı. Hande Dalklıç , yurt içinde ve simdiye kadar Almanya, Bulgaristan, Etyopya, Güney Afrika, İngiltere, İsrail, İsviçre, İtalya, Kenya, Romanya, Tunus ve Ukrayna gibi ülkelerde yaptığı solo resitaller ve oda müziği konserlerinin yanı sıra, Türk ve yabancı bir çok orkestra ile konserler gerçekleştirdi. 2002 yilinda Ayşegül Sarıca, İdil Biret gibi büyük piyano ustalarıyla Bach Piyano Konçertoları’nı seslendirerek onlarla aynı sahneyi paylaştı. Aynı zamanda Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatların Fakültesi`nde Piyano Ana Sanat Dalı öğretim görevlisi olan Hande Dalkılıç, halen solistlik kariyerini; yurt içinde ve yurt dışında çeşitli resitaller, orkestra eşliğinde konserler, radyo ve TV yayınlarıyla sürdürüyor, virtüozitesini oluşturan güçlü teknik, derinlikli ve özgün yorum her geçen gün daha geniş bir kitleye ulaşıyor.
Cemal Reşit Rey:
Cumhuriyetle özdeşleşmiş bir müzikçi
Şefik Kahramankaptan
100. Doğum Yılında anmakta olduğumuz Cemal Reşit Rey, henüz bebeklik aşamasındaki Türk çoksesli müziğini çökmekte olan imparatorluktan, Atatürk’ün kurduğu yeni cumhuriyete taşıyıp onu büyüten önemli bir müzik insanıdır. Piyanist, orkestra şefi, eğitimci olarak müzik tarihimizin en önemli kişiliklerinden biridir. Adı, günümüzde hala tüm canlılığıyla dillerde olan “Onuncu Yıl Marşı? nedeniyle Cumhuriyetle özdeşleşmiştir.
Cemal Reşit Rey, 25 Ekim 1904′ te, babasının yönetici olarak görev yaptığı Kudüs’te doğdu. Çok küçük yaşta ağız mızıkasıyla şarkılar çalmaya başladı, ilk piyano derslerini annesinden aldı.
Sekiz yaşında bir vals besteleyen Cemal Reşit. İlköğrenimine İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde başladı ancak içişleri bakanı olan babası Ahmet Reşit Bey, İstanbul’da çıkan olaylardan sonra 1913’de Paris’e yerleşince , orta öğrenimine Lycee Buffon’da devam ettı. Bu arada yeteneğinin farkına varan Paris Konservatuarı Müdürü Gabriel Faure’nin aracılığı ile piyanist Marguerite Long’un öğrencisi olarak müzikte ilerleme fırsatı yakaladı.
Daha çocuk yaşta Gustav Mahler’I orkestra yönetirken gören Cemal Reşit, o yılların siyasi çalkantıları içinde ailenin İsviçre’ye geçmesi üzerine Cenevre Konservatuvarına devam etti ve ustalık sınıfına kadar yükseldi. 1919’da babası Ahmet Reşit Bey tekrar içişleri bakanı olarak atanarak İstanbul’a döndü ama Cemal Reşit’e kendisinden daha ilerde bir piyano öğretmeni bulunamadı. Bunun üzerine babası Cemal Reşit’I yeniden Paris’e Marguerite Long’la çalışmaya gönderdi. Paris Konservatuvarında da Gabriel Fauret’den müzik estetiği dersleri alan, kompozisyon, piyano ve şeflik üzerinde değişik hocalarla ilerleyen Cemal Reşit, Türkiye’de cumhuriyetin ilanından iki ay önce Paris Konservatuvarından mezun oldu. Bu arada İstanbul’daki Darülelhan’a (ilk konservatuvar) batı müziği bölümü açılmasına karar verildi ve hoca olarak henüz 19 yaşındaki Cemal Reşit çağrıldı. Bu Cemal Reşit’in yaşadığı ilk büyük mutluluktu.
Paris’teki hocalarının karşı çıkmasına rağmen, kendisini Avrupa’da bekleyen büyük kariyeri bir kenara bırakıp İstanbul’a dönen Cemal Reşit, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı’ya en açık kenti olan İstanbul’da pek çok öğrenci yetiştirdi, çeşitli orkestralar kurup, bunlarla yurt içi ve dışında konserler yönetti.
İstanbul’da Filarmoni Derneği’nin kuruluşuna önayak olarak dünyanın en ünlü şef ve solistlerinin Türkiye’ye gelmesini, İstanbul ve Ankara’da konser vermelerini sağladı. Cemal Reşit , kendisi de 1946-1960 yılları arasında dünyanın önemli merkezlerinde çeşitli orkestraları yönetti. Türkiye’de bir yandan klasik müziğin yaygınlaşması için çalışırken, öte yandan yazdığı operetlerle tiyatro dünyasında unutulmayacak eserlere imza attı.
Cemal Reşit Rey’in yaşamı sürekli çalışarak geçti. Nişantaşı’nda Şair Nigar Sokak’taki konutta anne babası, ağabeyi Ekrem Reşit, kız kardeşi Semine ve eşi Semih Argeşo ile birlikte yaşıyorlardı. Semih Argeşo Cemal Bey’in kurup yönettiği İstanbul Senfoni Orkestrası’nın baş kemancısıydı. Semine Hanım da orkestrada keman çalıyordu.
Fransızca şarkılarla başladığı bestecilik yaşamında, 1926’da yazdığı ve halk müziği motiflerinden yararlandığı “12 Anadolu Türküsü? ile kendi ozüne yöneldi. 1931’den sonra, içerik olarak daha zengin, teknik olarak da izlenimci özellikler taşıyan yapıtlar verdi. Bu CD’de dinleyeceğiniz Enstantaneler, bu yapıya en güzel örnektir. 1950’li yıllara kadar, bir yandan çoksesli müziği halk kitlelerine sevdirecek, ağabeyi Ekrem Reşit Rey’in librettoları üzerine operetler yazdı. Türk halk müziği ezgilerinden yararlanarak yazdığı operetlerden Lüküs Hayat (1933), Deli Dolu (1934), Saz-Caz (1935), Hava-Cıva (1937) değişik yıllarda tekrar tekrar sahnelendi. Lüküs Hayat sahnelenme rekoru kırdı.
Uzun yıllar İstanbul Radyosu’nda hazırladığı “Piyano Dünyasında Gezintiler? başlıklı programlarıyla pek çok eseri açıklamalı olarak seslendiren Cemal Reşit Rey, çoksesli müziği yaygınlaştırma çabalarına bu yolla da katkıda bulundu.
Cemal Reşit Rey, operetlerin yanısıra, ulusal renkleri ön planda tuttuğu, kimileri izlenimci, kimileri romantik özellikler taşıyan eserler bestelemeye devam etti. 1950’den sonra Cemal Reşit, “kendi fantezilerini ön planda tutarak iç dünyasını yansıttığı? çalışmalar yapmaya başladı, makamsal Türk müziği, tasavvuf felsefesi ve ölüm fikrinin işlendiği, konulu senfonik şiirleri, ilahilerden ve büyük orkestra olanaklarından yararlandığı Çağrılış, Fatih Senfonisi gibi yapıtlara yöneldi. 1970’lerde genel istek üzerine yazdığı Yaygara 70 opereti de büyük ses getirdi.
Rey’in tüm yapıtlarında ezgisellik ve armoni önem taşır. 1982 yılında “Devlet Sanatçısı? ünvanı verilen besteci, 5 Ekim 1985 tarihindeki ölümüne dek İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’ne bağlı Devlet Konservatuvarı’nda kompozisyon öğretmenliği yaptı. Yaşadığı son mutluluk1985′de Lüküs Hayat’ın 51 yıl aradan sonra İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmesi, dinleyicinin hastaneden çıkartılarak getirilen Cemal Reşit Rey’i çılgınca alkışlamasıydı.
Cemal Reşit Rey, ardında değişik türlerde toplam 83 eser bıraktı. Bu 83 yapıt arasından seçtiğimiz, her biri kendi tarzında Rey’den en önemli örnekler olarak kabul edilen üçünü kayıt olarak Türk müzik arşivine kazandırmayı, bestecinin 100. doğum yılında zevkli bir görev olarak kabul ediyoruz.
Eser 1967 yılında yazılmış ve kemancı Suna Kan’ a ithaf edilmiştir. Türk keman eserleri arasında keman ve yaylı çalgılar orkestrası için yazılmış ender eserlerden birisi olan Andante ve Allegro iki bölümden oluşmaktadır.
1. Bölüm Andante, yaylı çalgıların akorları arasında solo kemanın uzun sesleri ile başlar ve dramatik bir melodi ile devam eder. Kemanın seslendirdiği melodi eseri 2/4 lük ritimde ve daha neşeli karakterdeki 2. temaya götürür. Bu bölümde Rey, modülasyonlar kullanarak eseri tekrar ana girişteki derin akorlara getirir ve bölüm yine baştaki dramatik melodinin gelişimi ile sona erer.
2. Bölüm Allegro, ritmik bir tema ile başlar, kemanın spiccatoları arasında devam eden tema gelişerek 2/4 lük ritmde bir Rondo’ ya bağlanır. Rondo’ nun ortasında geç romantik gelenekte yazılmış ağırca bir kesit vardır. Elgar’ ın keman konçertosunun yazısını andıran bu kesit tekrar Rondo’ ya ve daha sonra da 2. bölümün girişindeki 3/8 lik temaya bağlanır. Gelişerek devam eden bölümde Rondo son kez koda olarak kullanılır ve eser sona erer.
Eserde geç romantik ve Fransız izlenimci besteleme tarzı özellikleri mevcuttur. Eserlerinde genellikle Türk temalarını kullanan Cemal Reşit Rey, bu eserde nedense yerel motifler kullanmayı yeğlememiş ve son dönem eserlerinden biri olan bu eser ile belki geçmişe özlem dolu bir gönderme yapmıştır. Eser ilk kez bestecinin yönetiminde kemancı Suna Kan tarafından 30 Kasım 1973 tarihinde seslendirilmiştir.
© Cihat Aşkın 2004
Bestecinin C. Debusyy tarafından müziğe taşınan izlenimcilik akımının etkisiyle yazdığı bir yapıttır. İlk seslendirilmesi 1931 yılında Paris’te yapıldı. İstanbul’dan beş ayrı izlenimi yansıtan yapıt, hem Fransa’da, hem Türkiye’de ilgiyle karşılanmıştır. Beş İstanbul izlenimi ve konuları şöyle sıralanır:
1-‘Balıkçılar ağları çekiyor: Balıkçıların ağları çekerken söyledikleri türküler, tuttukları tempo, ağın gelişi ve balıkların su yüzünde sıçrayışları betimlenir.
2- Ama dilenci kadın: İstanbul’da eskiden sıkça rastlanan türden kör bir dilenci kadının sadaka talep eden mırıldanışı, değneğini yere vuruşu betimlenir. Dilencinin sesi uzaktan gelir, yaklaşır, sonra yeniden uzaklaşır. Aslında mekansal olarak bir sonraki izlenimle ilişkilidir, çünkü eskiden kör dilenci kadınlara Eyüp Sultan Camii avlusunda sıkça rastlanırdı.
3- Eyüp Güvercinleri : İstanbul’un önemli ziyaretgâhlarından biri olan Eyüp Sultan Camii avlusunda hiç eksik olmayan güvercinlerin sesleri duyulur önce… Sonra bu seslere ezan karışır, güvercinlerin birden havalanıp tekrar konuşları betimlenir.
4- Boş bir camii içi: Sadece piyano için yazdığı bu bölümde besteci sıcak bir yaz günü, eski İstanbul camilerinin loşluğunu ve serinliğini betimlemiştir. Makamla okunan Kur’an ve dua mırıltıları, bu tatlı serinlik içinde uzak bir köşeden yansıtılır.
5- Bayram : Eski İstanbul’un bayram yerleri pek meşhurdu. Besteci, bu izleniminde, binbir çeşit oyuncak, gösteriler, satıcılar ve bunların getirdiği inanılmaz hareketliliği, neşe ve coşkuyu betimlemiştir. Bu sevinç yumağının içinde, bembeyaz önlüklü şerbetçinin tek elinde cam bardakla tabağı birbirine vurarak çıkardığı davetkâr ses açıklıkla algılanır. 60’lı yıllarda bile, bırakın bayram yerlerini, Eminönü, Karaköy, Kadıköy gibi meydanlarda, çarşılarda yankılanıp duran bu şerbetci-sucu şıngırtısı bir dönem İstanbulunun simge seslerinin başında gelir.
© Şefik Kahramankaptan,2004
(Kâtibim Çeşitlemeleri)
Enstantaneler’de İstanbul izlenimlerini anlatan Cemal Reşit Rey, 1960-61 yıllarında tamamladığı ve bir “piyano konçertosu? olarak da nitelendirilebileceğini bizzat söylediği bu yapıtında da, aşık olduğu İstanbul’un eski yaşamına gönderme yapan türkü üzerine tam 21 çeşitleme yazmıştır.
İlk kez 1965’de, bestecinin yönetimindeki Tonkünstler Orkestrası eşliğinde İdil Biret tarafından Viyana’da seslendirilen yapıtın teması “Üsküdar’a giderken aldı da bir yağmur? dizesiyle başlayan ünlü İstanbul türküsünün melodisidir. Besteci, ustalıklı bir çokseslendirme ve çeşitleme tekniğiyle, türküyü değişik tarzlarda sunmuştur.
Besteci geleneksel romantik yaklaşım çerçevesinde serbest tarzda çeşitlendirdiği yapıtta bazen ana temayı öylesine değiştirmiştir ki, dinleyici ana temanın kaybolduğu sanısına kapılabilir. Ana tema, her defasında farklı ezgisel yaklaşımla zenginleşirken, lirik içeriğinin yanı sıra, zaman zaman mizahi görünüm de sergiler.
Onbir çeşitlemeden kurulu birinci bölüm, yaylıların eşliğinde obuanın sunduğu ana temayla başlar ve ilk dört çeşitleme boyunca canlılıkla sunulur, daha sonra geliştirilir.
Üç çeşitlemeden kurulu ikinci bölümde besteci, duygu yüklü bir dünyanın kapısını aralar. Bu ağır bölümde solo piyanoda sakin, hülyalı , ağır tempoda işlenen yeni temayla dinleyiciler adeta 19. yüzyıl İstanbulunun romantik ve nostaljik havasına sürüklenir. Bu bölümde kemanın hayal dolu solosunu izleyen flüt, obua, fagot ve alto saksofonun soloları, yapıtı çeşitli tınısal renklerle zenginleştirir. Nefesliler sololarında adeta insan sesine öykünerek ana temayı çağrıştırır, dinleyiciyi Üsküdar’a davet ederler.
Gene üç çeşitlemeden kurulu üçüncü bölüm bir “sherzo? ile başlar, daha sonra “samba? ile Latin çağrışımları yaptırır, ardından “blues? ile dinleyiciye caz ritmlerini çağrıştırır.
İki çeşitlemeden oluşan “final? ustaca çokseslendirmeyle ana temayı yinelerken, İstanbul türküsü bu kez tipik “Alla Turca? belirtileriyle Mehter havasında duyulur. Besteci burada bir sürpriz de yapmış, ansızın piyanoda Mozart’ın tipik “alla turca?sı olan Türk Marşı’ndan bir motifle yapıtın sonuna geçit vermiştir. Yapıt, piyanonun atılımı ve orkestranın coşkulu yükselişiyle, İstanbul ve Üsküdar vurgularını dinleyicinin belleğine işleyerek sona erer.
© Şefik Kahramankaptan,2004
Orkestranın ilk çekirdeğini 1995’de salt yaylı çalgılardan oluşturulan Uludağ Üniversitesi Oda Orkestrası oluşturur. 1996’da Bursa Büyükşehir Belediyesi’nce Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı bünyesinde bu kez Bursa Üflemeli Çalgılar Topluluğu kurulmuştur. Bu topluluk Uludağ Oda Orkestrası ile bütünleşmiş, böylece büyük orkestraya doğru bir adım atılmıştır. Bu orkestranın ilk şefi Azerbaycanlı besteci Hasan Adıgüzelzade’dir.
1998’de Devlet sanatçısı Prof. Hikmet Şimşek (1924-2001) orkestranın sanat danışmanlığına getirilmiş, Helsinki Sibelius Akademisi ve Rotterdam Konservatuarı mezunu Orhan Şallıel’in şefliğe atanmasıyla sanatsal etkinlikleri hızlanan orkestra, sınav açılarak yeniden yapılandırılmıştır.
Yeniden yapılandırılan orkestra 4 Aralık 1999’da görkemli bir törenle Kültür Bakanlığı bünyesine alınarak “Devlet statüsü? kazanmıştır. Genç müzisyenlerden oluşan BDBSO, yöredeki il ve ilçeleri senfonik müzikle tanıştırmasının yanı sıra, Bursa’da müziğin geniş kitlelere yaygınlaştırılması bağlamında önemli hizmet vermektedir.
Orkestra Şefi
Adana’da 1968 yılında doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvarı Fagot Anasanat Dalı’nı bitirdi. Yüksek bölüme geçtiği yıl İstanbul Devlet Opera ve Balesinde göreve başladı. Öğrenimini de aynı okulun Kompozisyon bölümünde sürdürdü. Fagot’u M. Ali Boğuç’la, kompozisyonu Prof. İlhan Usmanbaş ve Prof. Ercivan Saydam ile çalıştı.
Okul bünyesi dışında Operada Orhan Tanrıkulu, Renato Palumbo ve Robert Wagner gibi çok değerli şeflerden ders alan sanatçı daha sonra Hollanda’ya gitti. Amsterdam Sweelick Konservatuvarı’nda Jip van Zon ile klasik repertuvar ve opera şeflği çalışırken; Amsterdam’dan kazandığı özel bir bursla Helsinki Sibelius Akademisine gönderildi. Daha sonra Hollanda’ya dönen sanatçı orada sadece kompozisyon öğrencilerinin eserlerinin çalındığı bir orkestra kurdu ve Rotterdam Konservatuvarından mezun oldu. Hollanda’da değişik topluluk ve orkestraları yönetti. Finlandiya’da konserler verdi , Kuhmo Oda Müziği Festivalinde Şeflik ve de Sanat Yönetmeni Yardımcılığı yaptı.
Türkiye’de adını, İstanbul Devlet Operası’nda yönettiği G.Mahler 8.Senfoni, R. Strauss Salome, G.Puccini Turandot ve G. Verdi’nin Aida operalarındaki başarısı ile duyurdu. Aynı kurumun Danimarka turnesinde “Salome? operasıyla Arhus, Alborg şehirlerinde temsiller yaparak yabancı basından çok iyi kritikler aldı.
Daha sonra, Bursa Senfoni Orkestrasında şef olarak göreve başladı. Orkestranın Kültür Bakanlığı çatısı altında Bölge Devlet Senfoni Orkestrası olarak yeniden yapılandırılmasında Hikmet Şimşek’le birlikte çalıştı. Bölge ve seminer konserleri gerçekleştirdi. Daha sonra resmen Orkestranın Şefliğine atandı.
Uygarlıklar Beşiği Anadolu 2000 projesini Kültür Bakanlığı adına gerçekleştirdi. İstanbul Boğaziçi Festivalinde Hoşgörü İmparatorluğu adlı müzikal gösteriyi yönetti. Ankara Devlet Opera ve Balesi için Çanakkale Şehitleri adlı eseri besteledi ve ilk çalınışını yönetti. Aynı eserle yurtiçi turneleri gerçekleştirdi. Bursa halk türküleri ve “güvende?lerinden oluşan Türküleri çağdaş bir Senfonik Şiir formunda Bursa Senfonisi adı altında bir eserde toplayarak ilk seslendirilişini gerçekleştirdi. Tuluyhan Uğurlu ile Osmanlı Padişahları, Senfoni Türk, Atatürk Senfonisi gibi projelerde birlikte çalıştı, eserlerin orkestrasyonlarını yaptı ve yönetti. Orkestra, koro, koloratur soprano, tenor, bas-bariton ve solo ney için “Fetih Senfonisi? ni besteledi ve 28 Mayıs 2002’de yapıtın ilk çalınışını gerçekleştirdi.
Almanya Vogtland Filarmoni, Berlin Oda Orkestrası, Finlandiya Kouvola, Vaasa,Helsinki, Kuhmo Senfoni Orkestralarını, Çin’ de Tianjin Senfoni Orkestrasını yöneten ve kendi bestelerini de seslendirdi. Taşkent Bolşoy Tiyatrosunda Aıda, Prens Igor, Kuğu Gölü gibi prodüksiyonları yöneten. Şallıel Taşkent Bolşoy Tiyatrosunun da daimi Konuk Şefliğini yapıyor.
Aşkın konserlerinde bugüne kadar 50 den fazla Türk eserini yorumladı, radyo ve TV için kayıtlar yaptı ve de çoğunun ilk defa CD ye kaydedilmesini başardı. Akses, Erkin ve Alnar’ ın keman eserlerinin ilk CD kayıtları ona aittir.
2004 yılında bestecimiz Cemal Reşit Rey’ in 100.Doğum Yılı nedeniyle tüm yurtta başlattığı proje sayesinde bestecinin bilinmeyen eserlerinin ortaya çıkarılıp kaydedilmesi çalışmalarına katkısı bulundu.
Aynı zamanda Rey’ in kurduğu İstanbul Filarmoni Derneği’ nin de Başkan Yardımcısı olan Aşkın çalışmalarını yurt içi ve yurt dışında konserlerle ve İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi Eşbaşkanı olarak sürdürüyor.
Hande Dalkılıç’ın bu CD`de Cemal Reşit Rey`in Piyano ve Orkestra için “Bir İstanbul Türküsü Üzerine Çeşitlemeler? adlı eserini seslendirmesinin bir raslantı olmadığı, önceki üç CD?sinin de Türk Bestecilerine adanmış olmasıyla kanıtlanıyor. Dalkılıç’ın Türk bestecilerinin bazı yapıtlarının ilk icralarını gerçekleştirmesi, onun özenle biçimlendiği mesleki çizgisinin bilinçli yönelimine işaret ediyor.
www.handedalkilic.com
A.ADNAN SAYGUN / YUNUS EMRE ORATORYOSU
Cuma ~ Kasım 11, 2007 by admin Posted in CD Projeleri
Saygun ve Yunus Emre Şefik Kahramankaptan Ahmet Adnan Saygun, Türk müzik dünyasının ulu çınarıydı. Yunus Emre kimdir? İnönü’nün emriyle… Müzik ve müzisyenler de, tek parti dönemi olmasına karşın, bazı siyasal gelişmelerden, kulislerden etkilenebiliyorlardı. Bu tür durumlardan Saygun da nasibini alıyordu. Örneğin 1936’da Konservatuvar’ın kuruluşu için Ankara’da bulunan P. Hindemith’in kendisinden hoşlanmaması ve şikayetlerde bulunması üzerine çareyi bir süre İstanbul’da çalışmakta bulmuştu. Kısa Yaşam Öyküsü *** YUNUS EMRE ORATORYOSU’NUN SÖZLERİNDEN ÖRNEKLER ARA BÖLÜM Bir recitativo’dan ibaret olan ara bölüm, Tanrının aşkına ermiş, fakat ”Şevk”den uzak bulunan Yunus Emre’yi gösteriyor. Yunus Emre aşkı bulmuş, fakat sükûna henüz kavuşmamıştır. 11 Recitativo (Bas solo ve Orkestra) Gönlüm düştü bu sevdaya Kah eserim yeller gibi III. BÖLÜM 12 Vivo (Solistler, Koro ve Orkestra) Aşkın şarabın içeli kandalığım bilimezem Aşkın aldı benden beni bana Seni gerek Seni Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım Aşkın aldı benden beni bana Seni gerek Seni 13 Koral (Koro ve Orkestra) Şef, Devlet Sanatçısı Hikmet Şimşek ve ”Yunus Emre” Oratoryosu 1983 -Viyana Festivali Soprano Müfide Özgüç (d.1938) Şan öğrenimini Ankara Devlet Konservatuvarında Muazzez Gökmen’in öğrencisi olarak yaptı. 1962 yılında Devlet Operasına solist sanatçı olarak atandı. Çok sayıda operada başrol oynadı. Yurt içinde kültür merkezlerinde, radyo ve televizyonlarda, yurtdışında Sovyetler Birliği, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya, Almanya, İtalya, İspanya, Japonya’da ve Kıbrıs’ta konser ve temsiller verdi. Mezzosoprano Cemaliye Kıyıcı (d.1940) İlk ve orta eğitimini doğduğu Magosa’da tamamlayan Cemaliye Kıyıcı, 1955 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Opera-Şan Bölümü’ne girdi. 1960’da Ankara Devlet Operası’na solist sanatçı olarak kabul edildi. Çok sayıda opera, oratoryo ve konserlerde görev aldı. Rusya, Bulgaristan, Polonya, Mısır, Yugoslavya, Avusturya ve İtalya’da opera ve oratoryolarda çeşitli rolleri orijinal dillerinde seslendirerek yurdumuzu temsil etti. 23 yaşından beri Türkçe ve İtalyanca olarak Aida’da görev yaptı. Verdi’nin Aida operasıyla adeta bütünleşen sanatçı, bu rolüyle iki kez Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Fastivali’ne katıldı. Yunus Emre Oratoryosu’nun Vatikan’da Papa’nın huzurunda seslendirilişinde de görev aldı. Halen Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nde solist sanatçı olarak görevini sürdürüyor. Tenor Pekin Kırgız (d.1942)
Atatürk’ün müzik devriminin gerçekleşmesi, kökleşmesi, kurumlaşması doğrultusunda, besteci, eğitimci ve müzikbilimci olarak öncülük yaptı, son nefesine kadar hizmet verdi.
Yunus Emre Oratoryosu, çeşitli dünya kentlerinde değişik dillerde seslendirilmiş, Adnan Saygun’un en çok tanınan yapıtıdır.
Saygun; Atatürk’ün 1934’te Cumhuriyetin 11. Yılı nutkunda söylediği “Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel, son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu düzeyde Türk ulusal musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.” sözlerini kendine şiar edinmişti.
Atatürk’ün talimatıyla ilk Türk operası olarak Özsoy’u besteleyen Saygun, daha sonra halk kültürünün önemli örnekleri olan Köroğlu ve Kerem öykülerini operaya aktarmış, deyişlerine, felsefesine büyük hayranlık duyduğu Yunus Emre’yi ise oratoryo olarak bestelemeyi kararlaştırmıştır.
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e büyük bir sevgiyle bağlanmış olan Saygun, duygularını şöyle ifade ediyordu:
“1933 yılı idi. Atatürk’ü, Büyük Nutuk’u söylerken Ankara’da radyodan dinledim. Güzel sanatlardan bahsediyordu. Bu benim yolumdu. Bana yol gösteriyordu. Hem dinliyor, hem ağlıyordum. Türklük ve milli şuur zirveye çıkmıştı. Cumhuriyet olmasa, “Yunus Emre?yi, “Kerem?i, “Köroğlu?nu yazar mıydım? Belki yazardım. Ben, çok sesliliğe Cumhuriyetten önce yöneldim. Beni, bu yola getiren Türklük şuurunun uyanması ve kendi iç alemimdir?.
Yunus Emre (1238 -1320) yılları arasında yaşadığı tahmin edilen bir Türkmen dervişi, Anadolu’da Türkçe şiirin öncüsü olan bir şair ve düşünürdür. Şiirlerindeki yansımalar incelendiğinde, Hacı Bektaş-ı Veli öğretisine mensup olduğu, Arapça ve Farsça bildiği, İran ve Yunan mitolojisi ile tasavvuf ve tarihi incelediği, düşünülmektedir.
Yunus Emre, dünya kültür ve uygarlık tarihinde bir aşamadır. Zira sadece yaşadığı dönemin değil, gelecek yüzyılların ve çağımızın da ışık kaynağı olmuştur. Tüm varlıkları kapsayan sonsuz sevgisinden kaynaklanan fikirleri, sevgi yoluyla tüm insanların, kendileriyle, doğayla ve evrenle kaynaşık ve barışık olmalarına yöneliktir.
Şiirlerinden, her dönemin okuyucusu ya da dinleyicisi etkilenmektedir. İlk kez Yunus, şiirlerinde büyük ölçüde Türkçe kullanmıştır. Yunus’la birlikte dil, daha renkli, canlı ve halk zevkine uygun bir hale gelmiştir. Aruz da kullanmakla birlikte, en güzel ve tanınmış şiirlerini Türkçe hece vezniyle söylemiştir. Böylece, şiirleri kısa zamanda yayılarak benimsenmiş ve ilahi olarak da söylenerek günümüze dek ulaşmıştır.
Nitekim Saygun’un çocukluğunda İzmir’de goygoyculardan dinlediği ilahiler hiç kulağından gitmemiş, Yunus Emre Divanı’nı da okuduktan sonra bu ilahiler Oratoryo’nun çıkış noktalarından birini oluşturmuştur.
Saygun , Yunus Emre’nin şiirlerindeki Tanrı ve insan sevgisinden, duru anlatımdan ve anonim ezgilerle ilahi formunda okunmasından etkilenerek Yunus Emre Oratoryosunu yazmaya yönelmiştir.
Yapıt, tamamlandıktan ancak dört yıl sonra seslendirilebilmiştir.
Dev eseri Yunus Emre Oratoryosunu 1942′de tamamlayan Saygun aleyhinde fısıltı gazetesi yine çalışmaya başlamıştı. Eserin seslendirilmesi istenmiyordu. Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in huzurunda konservatuarda seslendirilen bir koral bölüm alaycı tebessümlerle karşılanmış, Saygun hepten ümitsizliğe sürüklenmişti.
Yunus Emre Oratoryosu orkestra eşliğinde tüm olarak seslendirilemeden rafa kalkmak üzereyken, Saygun’un dostu ve eserlerinin hayranı, dönemin ünlü şairi Behçet Kemal Çağlar durumdan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü haberdar etmişti.
Hemen Saygun’u Çankaya’ya davet eden Cumhurbaşkanı İnönü, Yunus Emre Oratoryosunu merak ettiğini belirtmiş, bir hafta kadar sonra Saygun’un Bahçelievler’deki evine eşi ve dostlarıyla birlikte konuk olarak, bazı bölümleri bizzat Saygun’un piyanosu ve sesinden dinlemişti.
Bu sunuş, eser hakkındaki tereddüt ve dedikoduları bir anda yok ediyor, İsmet İnönü “hemen provaların başlaması? talimatını veriyor, tıpkı Atatürk’ün Özsoy Operası’nın yetişmesi için yaptığı gibi, “ilk provalara geleceğini? de duyuruyordu.
Nitekim, DTCF Farabi salonundaki ilk provada İsmet İnönü, ailesiyle birlikte hazırdı. Konservatuar Orkestrası’nı Saygun yönetiyor, solist partilerini eşi soprano Nilüfer Saygun ile tenor, müzikolog, besteci Halil Bedii Yönetken seslendiriyorlardı. 1946′da Yunus Emre ilk kez seslendirildiğinde Saygun ve İnönü, bu onuru haklı bir gururla paylaşıyorlardı.
İnönü’nün ne denli uzakgörüşlü bir değerlendirmeyle Yunus Emre’yi seslendirttiği, ileriki yıllarda yapıtın yurt dışında aldığı övgülerle ortaya çıkacaktı. İngilizce, Fransızca, Almanca ve Macarcaya çevrilen oratoryo, 1947′de Paris’te, 1958′de New York’ta Leopold Stokowsky yönetiminde Birleşmiş Milletler’de, sonraki yıllarda Budapeşte, Viyana, Bremen, Berlin, Vatikan ve Moskova’da yorumlandı.
Çoksesli Türk Sanat Müziğine, kişiliği, uğraşları ve ürünleriyle damgasını vuranlardan biri olan Saygun, 7 Eylül 1907′de İzmir’de doğdu. Matematik öğretmeni Celal Bey’in oğlu olan Saygun, İzmir İttihat ve Terakki İdadisi’ndeyken, okulun müzik öğretmeni İsmail Zühtü Bey’in kurduğu dört sesli koroya katıldı. Onun önerisiyle Rossati adında bir öğretmenden piyano dersi aldı. Sonra Macar Tevfik Bey’in öğrencisi oldu. Okulu bitirince, üniversiteye girmeyerek kendini tümüyle müziğe verdi. 1923 sonlarında, o yıl İzmir’e yerleşen Hüseyin Saadettin (Arel) Bey’den iki ay kadar armoni dersi aldı. Daha sonra kendi kendine armoni bilgisini ilerletti ve kontrpuan çalıştı. 1926′da Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde verdiği bir sınavdan sonra İzmir Lisesi’nde müzik öğretmenliği yaptı.
1928′de açılan sınavı kazanarak müzik öğrenimi görmek üzere, devlet bursuyla Paris’e gönderildi. Ecole Normale de Musique’de Nadia Boulanger’nin öğrencisi oldu. Bir süre sonra, Vincent d’Tndy’nin müdürlüğünü yaptığı “Schola Cantorum”a geçerek d’Indy ile kompozisyon, Paul le Flem ile kontrpuan, Edouard Soueberbielle ile org, Amedee Gastoue ile Gregoryan müziği, Eugene Barrel ile füg ve armoni çalıştı. Paris yıllarında da, kendi öz kültürü ile ilgili arayışlarını sürdürdü ve Yunus Emre Divanı üzerinde çalıştı.
1931′de Türkiye’ye dönünce Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde kontrpuan öğretmenliğine atandı.1934′te kısa bir süre Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı yönetti. 1936′da İstanbul Belediye Konservatuarı’na (İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı) öğretmen atandı. Aynı yıl Türkiye’ye gelen Bela Bartok’a Anadolu araştırmalarında eşlik etti. 1939′da Cumhuriyet Halk Partisi’nin müzik danışmanlığına ve Halkevlerinin müzik müfettişliğine getirildi. 1940′ta Cenap And ve birkaç arkadaşıyla birlikte “Ses ve Tel Birliği”nin kurucuları arasında yer aldı. Bu dernek konserler düzenledi, müzik konusunda kitaplar ve broşürler yayımladı, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın ilk nüvesini oluşturdu.
1946′da Ankara Devlet Konservatuarı’nda öğretmenliğe dönen Saygun, bir süre sonra kompozisyon bölümünün başına getirildi. 1972-78 arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. 1973′te İstanbul Devlet Konservatuarı’nda (Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı) etnomüzikoloji öğretmenliği yaptı.
Uluslararası ün kazanan bestecimiz, 1947′de seçildiği Uluslararası Halk Müziği Konseyi yönetim kurulu üyeliğinin yanı sıra, Türkiye’de 1948′de İnönü Armağanını; 1949′da Fransa Eğitim Bakanlığı’nın Palmes Academique nişanını; 1955′te Almanya’nın Friedrich Sebiller madalyasını; 1958′de İtalya’nın “Stella Della Soliderieta”madalyasını; Sibelius Kompozisyon madalyasını, Harriet Cohen Uluslararası Müzik Ödülü’nü 1981′de Macaristan’da Bela Bartok Diplomasını; 1986′da Bartok Komitesi’nin “Pro Cultura Hungarica” ödülünü aldı.. Bestecimiz, 1971 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla, 1981′de “Atatürk Sanat Armağanı”ile onurlandırıldı.
6 Ocak 1991′de vefat eden Adnan Saygun, ritm ve melodi bakımından Türk halk ve sanat müziklerinin etkilerini taşıyan yapıtlarında, zaman zaman izlenimci, zaman zaman da romantik estetiğe bağlı kaldı. Çok sayıda beste yaptı. “Özsoy” (Feridun, 1934) adlı tek perdelik operası, Cumhuriyet döneminin ilk operasıdır. “Taşbebek” (1934), “Kerem” (1947-52), “Köroğlu” (1973) ve “Gılgamış” (1962-83) öbür operalarıdır.
Saygun, Kerem’den sonra daha çok “çalgı yapıtları” bestelemeye yöneldi. Yaylılar Kuarteti, 1954′te Paris’te; 1. Senfoni, aynı yıl Viyana’da; 1. Piyano Konçertosu, İdil Biret’in solistliğiyle 1958′de Brüksel’de; 2. Yaylılar Kuarteti aynı yıl Washington’da; 3. Senfoni, 1963′te Niyazi Takizade yönetiminde Bakü’de seslendirildi.
Saygun’un özel eşyaları, piyanosu ve el yazmalarından oluşan kalıtı, halen Bilkent Üniversitesi bünyesindeki Adnan Saygun Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nde bulunmaktadır.
Gel gör beni aşk neyledi
Başımı verdüm gavgaya
Gel gör beni aşk neyledi.
Kah tozarım yollar gibi
Kah akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi.
İki parçadan kurulu olan üçüncü bölümde aşk içinde huzura kavuşmuş, Dost’a vasıl olmuş ve son nefesini vermeye hazır bir Yunus Emre buluyoruz. 12. parça Yunus Emre’nin şiirlerinden mısralar ve kıt’alar alınarak oluşturulmuştur.
Aşk gelicek cümle eksikler biter.
Şöyle yavu kıldım beni isteyüben bulumazam,
Derya-yı Umman olmuşam gevherlere kan olmuşam
Hüsnünde hayran olmuşam kendüzüme gelimezem,
Ben yanarım dünü günü bana Seni gerek Seni
Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem bana Seni gerek Seni.
Efendim Hü, Mevlam Hü,
Dost vaslına eriştim gümanım yağma olsun
Varlık çün sefer kıldı Dost andan bize geldi
Viran gönül nur oldu cıhanım yağma olsun.
Ben yanarım dünü günü bana Seni gerek Seni
Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem bana Seni gerek Seni
Efendim Hü, Mevlam Hü.
Sensin kerim, Sensin rahim, Allah sana sundum elim
Senden artuk yoktur emim, Allah sana sundum elim.
Ecel geldi vade erdi bu ömrüm kadehi doldu
Kimdir ki içmedin kaldı Allah sana sundum elim
Prof. Hikmet Şimşek (1924-2001)
1946 yılında Ankara Devlet Konservatuarına girdi, Ferit Alnar, E.Zuckmayer ve Adnan Saygun ile çalıştı. 1953 yılında Saygun’un sınıfından birincilikle mezun oldu ve derhal aynı okula öğretmen olarak atandı. Bu arada, Devlet tarafından iki kez Avrupa’ya gönderilerek çeşitli kurslara ve festivallere katıldı, konserler yönetti.
25 yıla yakın bir süre Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasındaki şeflik görevinin yanısıra Ankara Devlet Konservatuarındaki hocalığına da devam etti.Türkiye’deki ilk müzik festivallerini yönetti. Evrensel müziğin yurt alanına yayılmasında öncülük ederek Ankara Radyosu Oda Orkestrası ile Çoksesli Korosunun ve TV Müzik Bölümünün kurulmasına hizmet etti. Bu kuruluşların ikişer yıl süreyle yöneticiliğini yaptı. İzmir ve Çukurova Devlet Senfoni Orkestraları ile Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası’nın ve Ankara Üniversitesi Konservatuvarı’nın da kurucularındandır.
Sanatçı, çağdaş-evrensel Türk müziğinin gönüllü misyoneri olarak çalıştı. Yurt içinde sunduğu bini aşkın konser, radyo ve TV programlarının yanısıra yurt dışında yönettiği 200 kadar konserin büyük çoğunluğunda Türk bestecilerinin yapıtlarının tanınmalarını sağladı.
Prof. Şimşek, Türkiye’deki birçok ”ilk” etkinliğinin yanısıra yurt dışında plak dolduran ilk Türk orkestra şefidir. 14 plağında 25 Türk eseri ile 17 repertuar eseri bulunuyor.. Bunlar arasında, ”Hungaroton” firması tarafından yayınlanan ”Dört Türk Orkestra Eseri” ile ”Orkestra Eşliğinde Türk Halk Türküleri” başlıklı iki plağı,1985 Avrupa Müzik Yılı nedeni ile yapılan özel değerlendirmede Fransız Müzik Akademisi’nin ödüllerini kazandı. Televizyonda sunduğu açıklamalı ”Pazar Konserleri” ile evrensel müziğin çok geniş kitlelere yayılmasına hizmet etti.
Prof. Hikmet Şimşek, 2001 yılında hayata veda etti ve Sevda Cenap And Müzik Vakfı’nın “Onur Ödülü Altın Madalyası? 2002 yılında “Postmortem? olarak layık görüldü.
Prof. Şimşek’in çağdaş Türk bestecilerinin tanıtılması etkinlikleri arasında ”Yunus Emre” Oratoryosu çok önemli bir yere sahiptir. Yunus Emre Oratoryosunu dış ülkelerde yönettiği konserlerden bazıları şunlardır.
Viyana kuşatmasının 300 Yıldönümü etkinliklerinde
1985-Bremen Radyosu
Avrupa Müzik Yılı çerçevesinde sunulan Türk-Alman Dostluk Konseri
1988 -Berlin
Berlin’in “Avrupa Kültür Kenti” ilan edilmesi programında
1990 -Bakü, Azerbaycan
Yurt dışında ilk kez Türkçe seslendirme
1991 -Moskova Radyosu
Rus solistleri ve korosu ile Türkçe seslendirme
Eser Hikmet Şimşek yönetiminde iki kez kayda alındı.. Bunlardan ilki Almanca olarak Budapeşte Senfoni Orkestrası ile seslendirilerek ”Hungaroton” firması tarafından CD ve LP olarak yayınlandı. Ankara Devlet Operası’nın 1991’deki bu seslendirmesi ise eserin ilk Türkçe plak kaydıdır.
Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nu seslendirdi ve kayda alınmasına katıldı. Ayrıca Ferit Tüzün’ün Anadolu Süiti adlı eserinin Münih Filarmoni Orkestrası eşliğinde kayda alınmasında görev yaptı. Bu eserin Çeşmebaşı balesi olarak temsillerinin tamamına yakın bölümünde soprano partisini seslendirdi. Bavyera Radyosunda Türk eserlerinden oluşan bir program yaptı. Sanatçı ayrıca, Türk bestecilerinin eserlerini yorumlamak için büyük bir çaba gösterdi. Romanya’da 5nci Georges Enescu Konkuru’nda Romen Kompozitörler Birliği’nin tek ödülünü kazandı.1978 yılında Salzburg’da Uluslararası Mozart Şarkıcıları Konkuru’nda ilk dörde girip diploma aldı.
Ankara Devlet Konservatuvarı’nda dünyaca ünlü İtalyan bariton Carlo Galeffi ve mezzosoprano Cloe Elmo ile şan çalışarak 1966 yılında opera yüksek bölümünden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Devlet Operasına solist olarak giren sanatçı, Ankara, İstanbul, İzmir ve Mersin Devlet Operaları ile Sovyetler Birliği, İtalya, Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Mısır ve Arnavutluk’un çeşitli şehirlerinde konuk sanatçı olarak bir çok operanın baş rollerini söyledi, çeşitli konserler, radyo ve TV programları yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı General De Gaulle’ün Ankara’yı ziyaretinde onuruna verilen konserde solist olarak görev yaptı. Vatikan’da Papa’ya sunulan konserde Yunus Emre Oratoryosu’ndaki tenor partisini söyledi, Ankara’da yapılan CD kaydında da aynı partiyi seslendirdi. 1978 yılında Almanya’nın Karlsruhe, Koblenz, İsviçre’nin Biel ve Solothurn şehirlerinde solist sanatçı olarak bir çok operanın baş rollerini söyledi. Federal Almanyalı yazar Sigrid von Broich kendisiyle ilgili “Pekin Kırgız, der Letzte Sohn Carusos? (Caruso’nun son oğlu) adında biyografik bir roman yazdı. 1983’de yurda dönen Pekin Kırgız, halen Ankara Devlet Operası solist sanatçılığı ile HÜ. Devlet Konservatuvarı ve Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’ndeki şan öğretim üyeliği görevini sürdürüyor.
Bas Bülent Ateşoğlu (d.1955)
1976’da Ankara Devlet Konservatuvarı şan bölümüne girdi. Cemil Sökmen’in öğrencisi olan Ateşoğlu, öğrencilik yıllarında Muzaffer Arkan yönetimindeki Ankara Gençlik korosu’nda çalıştı. 1982 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Şan Bölümü’nden mezun oldu. Ankara Devlet Operası’nda çok sayıda operada rol aldı, yurtdışı turnelerine katıldı. İki yıl üst üste İtalya’da Udine’de Maria Del monaco’nun düzenlediği yarışmalara katılarak derece aldı. Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nun bas partilerini seslendirdi ve kayda alınmasına katıldı. Ateşoğlu halen Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı ve solist sanatçı olarak görev yapıyor.






















