İlhan Baran’a Hakedilmiş Saygı Sunumu
Cuma ~ Aralık 12, 2009 by admin Posted in Cumhuriyet Yazıları
Yansımalar / Şefik Kahramankaptan, 18Aralık 2009 İlhan Baran’a Hakedilmiş Saygı Sunumu 12 Eylül 1980 sonrası ülkeyi saran “plaket modası” ve ödül enflasyonuna karşın, adaylık ve karar süreci, sunuluş biçimleri, sunulduğu kişilerin “kalitesi”yle seçkinleşen, gerçek anlamda prestiji temsil eden ödüller de var. Müzik alanında Sevda Cenap And Müzik Vakfı’nın Onur Ödülü Altın Madalyası, bu anlamda ilk ve tek olarak nitelendirilebilir. Tümü öndegelen isimlerden oluşan on kişilik danışma kurulu her yıl üç aday saptayarak bunu yönetim kuruluna bildirir, yönetim kurulu da üç aday arasından birini seçer.

Ödülün bu yılki sahibi, benim de dostluğunu, güvenini kazanmaktan onur duyduğum, toplumca fazlaca tanınmamakla birlikte, özellikle Avrupa ülkelerinde onun “Batı tarzında Türk müziği”ni dinleyenlerin hayran kaldığı değerli besteci-eğitimci İlhan Baran’dı.(d.1934) Baran için onu anlatacak iki tümce istenildiğinde, yazıp kayıtlara geçtiğim şudur:
” İlhan Baran, Divan müziği ile Türk halk müziği ve Anadolu ruhunu Batı armonileri ile buluşturan, soyutlayarak özgün bir senteze kavuşturan, felsefî temeli bulunan, dadaizm ve sürrealizmden esinli, derinlikli besteler yapmıştır. Besteci, yıllar boyu ders verdiği Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Fazıl Say, Muhittin Dürrüoğlu, Toros Can, Mahir Cetiz, Yeşim Alkaya, Burçin Büke, Oya Ünler, Yeşim Gökalp, Onur Özmen, Bilkent’te Mehmet Can Özer, Gökçe Altay, Ayşedeniz Gökçin gibi, yıldızları parlamış ya da parlamakta olan çok sayıda besteci ve solistin öğretmenliğini yapmış, ama kendini hep gölgede tutmuştur.” Baran’ın entellektüel kalitesi , bir sohbetimizde not ettiğim “Bizim kimi aydınların zannettiği gibi müzik dilleri tek sesli ve çok sesli diye ikiye ayrılmaz. Dünyada çok fazla müzik dili vardır, saygılı olup bunları tanımak lazım” saptamasının ardından gizlidir.
Saygun ve Dutilleux’nin öğrencisi
Atatürk Lisesi’nde öğrenciyken müzik öğretmeni Ziya Aydıntan’ın özendirmesiyle müziğe ilgi duyan İlhan Baran, bir bakıma ağabeyi bas Ayhan Baran’ı izleyerek 1950 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı’nın kompozisyon bölümüne başvurdu ancak yaylı sazlar bölümüne kabul edilerek Hans Fromme’nin kontrbas öğrencisi oldu. Bir yıl sonra kompozisyon bölümüne geçerek, Adnan Saygun’la çalışmaya başladı. Ayrıca, Selçuk Gündemir’den piyano, Ruşen Ferit Kam’dan Dîvan müziği, Muzaffer Sarısözen’den halk müziği dersleri aldı. Okul dışında, Kemal İlerici’yle Türk müziği armonisi çalıştı. 1960 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı’nın İleri Devre Kompozisyon Bölümü’nü bitiren İlhan Baran, 1962 yılında devlet sınavını kazanıp Paris’e giderek Ecole Normale de Musique’de efsane isimlerden Henri Dutilleux ile kompozisyon çalışmasını sürdürdü. Bu okulu 1964′te bitirdikten sonra, bir süre Paris Radyo ve Televizyonu’ nda Maurice Ohana’nın soyut müzik kurslarına katıldı.
Türkiye’ye döndükten sonra Ankara Devlet Konservatuvarı’nda görev alan İlhan Baran’ın, özellikle çağdaş müzik ve caz müziğini de içeren, dinleyenlere geniş ufuklar açan dersleri, başka okulların ve sınıfların öğrencileri tarafından da izlenir oldu. ADK’ndan emekliye ayrıldıktan sonra, ücretli olarak ders vermeyi sürdüren, bu olanak ortadan kaldırılınca, Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde ders veren İlhan Baran’ın yaşamı genellikle tekbaşınalık içinde sürdü. Törende de , rahatsızlığı nedeniyle kendi gelemeyen Baran adına ödülü öğrencilerinden Onur Özmen aldı.
Yüksek bir çıta
Çeşitli nedenlerle yapılan engellemeler, yapıtlarının yeterince seslendirilmemesi, onu yeni besteler yapmaktan sanki alıkoydu. Bu yüzden belki yapıt sayısı çok fazla değildir ama öğrencilik yıllarında yazdıkları dahil tümü, özellikle son dönemde iyice ağızlara sakız olan ama içi yeterince doldurulamayan “yerelden evrensele” kavramı açısından “yüksek bir çıta” oluşturur.
Nitekim, ödül töreninde çoğu Baran’ın yapıtlarını ilk kez dinleyen davetli kitlesi bir saatlik dinletiye hayran kaldı. Kimileri “Meğer bizim ne değerlerimiz varmış!” diyerek toplumumuzdaki iletişim-tantım sorununu basitçe ifade etmiş oldular. Cumhurbaşkanlığı genel sekreteri Mustafa İsen ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı İsmet Yılmaz’la sohbet ettik. Yapıtları hayli beğendiği anlaşılan İsen, bir Alman müzikologun Türk müziği için “Çakmak çakılmış, ilk ateş yakılmış ama sonra büyütülememiş” saptamasıne atıfta bulundu. Katılmamak mümkün değil ama nedenlerini iyi saptamak ve kısır döngü içinde hataları yinelememek gerek.
Medyanın, bu tür bir törende bestecinin nitelikleri, seslendirilen yapıtlar ve kimlerin seslendirdiği yerine
“törene katılanlar”la meşgul olduğu sürece, kimi gereklilikler nasıl toplumla paylaşılacak, yansıtılacak acaba?
Anadolu ruhunu yansıtan Dönüşümler
Gelelim dinletiye… Oda müziği alanında Baran’ın Dünyada en çok seslendirilen ve beğenilen yapıtı olan Piyanolu Üçlü için Dönüşümler’i, Arman Trio, Orpheus Trio, Musica Mundana, Trio Ege, Su Trio, Polonya Trio başta olmak üzere çeşitli oda müziği toplulukları tarafından Amerika, Kanada, Almanya, Fransa, Romanya ve Rusya’da seslendirilerek büyük beğeni kazanmıştır. Yapıtın Amerika prömiyeri ve ilk kaydı, çellist Şölen Dikener’in üyesi olduğu Orpheus Trio tarafından yapılmış, Kanada prömiyeri ise piyanist Ayşegül Kuş Durakoğlu’nun uluslararası müzik topluluğu Musica Mundana tarafından gerçekleştirilmiştir. İngiltere prömiyeri Arman Trio, Rusya prömiyeri Trio Ege tarafından yapılmıştır. Ödül dinletisinde de yapıtı Şeniz Duru(Piyano) , Sema Korkut (Keman), Fulya Ergüden’den (Viyolonsel) kurulu Trio Ege, doğru tempolarla ve esin kaynağının ruhunu yansıtarak seslendirdi. Kendilerini Ankara’da ilk kez dinledik, umarız gene gelirler.
Mavi Anadolu ilk kez…
Dinletinin ikinci bölümünde ise , Baran’ın piyano yapıtlarının yurtdışında tanıtımı konusunda çaba gösteren ve ortaklaşa çalışmamızla bu yapıtları müzik arşivine kazandırma sürecini yürüttüğümüz piyanist Yeşim Gökalp, önce Baran’ın “Anadolu kültürlerine bir saygı sunumu- hommage-” olarak yazıp rahmetli piyanist-eğitimci Mithat Fenmen’e (1916 – 1982) ithaf ettiği Mavi Anadolu adlı üç bölümlük yapıtının Türkiye’de ilkseslendirmesini gerçekleştirdi. Ardından “Üç Soyut Dans”tan son bölüm Horon’u, son olarak da “Siyah ve Beyaz”ın Uzun Hava ve Coşku adını taşıyan bölümlerini çaldı. Yapıtları bellekten ve müthif enerjik biçimde seslendiren yeşim Gökalp çoşkuyla alkışlandı. Ödül töreninde fotoğraf makinamı almayı unuttuğum için size Trio Ege’nin ve Gökalp’ın eski resimlerinden sunmak zorunda kaldım. İlhan Baran’ın fotoğrafı da emekli olmadan önce Konservatuvar’daki dersliğinde çektiğim bir fotoğrafıdır.
Baran’ın “Siyah ve Beyaz” ile “Çocuk Parçaları” başlıklı yapıtlarını, A.K. Müzik tarafından yayımlanmış “Türk Piyano Ezgileri” ve “Türk Çocuk Parçaları” başlıklı CD’lerde bulabilir, Dost ve Diapazon gibi müzik mağazalarından satın alabilirsiniz.
Söz ödüllerden açılmışken, değerli besteci-yayıncı Muammer Sun’un (d.1932) da 2009′u üç ödülle kapatmakta olduğunu anımsatmak istedim. İlkbaharda Ankara Sinema Festivali’nde “Sanat Çınarı” ödülü verilen Sun’a iki onur ödülü de peşpeşe İTÜ Erol Üçer İleri Müzik Araştırmaları Merkezi (MİAM) ve Pamukkale Üniversitesi’nden geldi. Oldum olası “postmortem- ölümünden sonra” verilen ödüllerin, sanatçının kendisi açısından bir anlam ifade etmeyeceği için sadece topluma bir mesaj olduğunu düşünmüşümdür. Baran da, Sun da yaşamlarını sürdürürlerken bu ödüllerle kendilerine toplumun şükranları sunulmuş oldu.
