RSS

Ceren ve Rusalka: İki Peri Kızının Peşinde..

Cuma ~ Ocak 01, 2010 by admin Posted in Cumhuriyet Yazıları

Yansımalar / Şefik Kahramankaptan, 29 Ocak 2010

cereni-anma-toreni cagatay-akyol

Ceren ve Rusalka:
İki Peri Kızının Peşinde..

İki peri kızının peşinde, İstanbul ve Antalya yollarını arşınlayıp döndüm Ankara’ya… Kim mi bu peri kızları? İlki, “meleklerin çalgısı” arpin ustası, gönülden eğitimci, Atlantik okyanusunun sularında yitirdiğimiz Ceren Necipoğlu… İkincisi ise Slav masallarının su perisi Rusalka…
Önümüzdeki Haziranda Ceren’i Rio Arp Festivali dönüşü okyanusa düşen Air France uçağında yitirişimizin birinci yılı dolacak. Acısı hâlâ çok taze… Sevgili ablası İmre Tüylü, Arp Sanatı Derneği Başkanı Şirin Pancaroğlu ve çocukluk arkadaşı Soner Çakılkaya elele verip, Yapı Kredi Bankası’nın da desteğiyle iki CD ve bir öyküden oluşan Ceren kitabını hazırladılar, Kalan Müzik de bu albümü yayımladı. Ceren’in doğum günü olan 18 Ocak’ta CRR’de bir anma toplantısı ve dinleti düzenlenerek, “Bir Kitap Gibi” adını taşıyan bu albümün tanıtımı yapıldı.
Ceren’in tüm sevenleri oradaydı. Öğretim üyeliği yaptığı Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin iki eski rektörü Engin Ataç, Fevzi Sürmeli, göreve yeni başlayan rektör Davut Aydın, Konservatuvar Müdürü Yaşar Hoşcan, ASO Genel Müzik Direktörü Burak Tüzün, piyanistler Toros Can, Serla Balkarlı Can, Lilian Tonella Tüzün, arkadaşları, öğrencileri… Ceren’e eser adamış Amerikalı besteci Garrett Byrnes, İranlı besteci Amir Mahyar Tafreshipour, Hasan Uçarsu, Danyal Mantı biraraya geldiler, tanıştılar, yitip giden bir peri kızının anısında yeni dostluklar oluşturdular. Dinletide gençler ve hocaları Pancaroğlu’nun yanısıra, Ankara’dan usta arpist Çağatay Akyol da vardı.
Gösterilen belgesel film ve ardından dinletide, çok duygusal bir hava esti CRR Konser salonunda…
Sanki gözyaşları Ceren’in yitip gittiği okyanusun sularına karışıyordu… Bu acı yitik, arp sanatına ilginin artmasına yol açtı… Kalan’dan çıkan iki CD’den oluşan “Bir Kitap Gibi”yi edinin, dinleyin ve okuyun.

p1190042 p1190145

MASAL PERİSİ RUSALKA’NIN AŞKI
Çek operasının yüz akı, Antonin Dvorak’ın Rusalka operasını, Aytaç Manizade’nin rejisiyle 19 Ocak akşamı Antalya’da Haşim İşcan Kültür Merkezi’nin son koltuğuna kadar dolu salonunda izledim. Dvorak’ın toplam on operasından dokuzuncusu olan Rusalka, konusunu Andersen’in deniz kızı öyküsünün Slav versiyonu olan bir masaldan alır. Bir su perisinin, insan bedenine bürünüp, insan gibi bir aşk yaşama isteğinin sonunda uğradığı hüsranın öyküsüdür… Yazılışından 109 yıl sonra ilk kez sahnelendi Türkiye’de…
Manizade, masalsılığı teknolojik olanakları çağcıl bir anlayışla kullanarak ekibiyle birlikte ortaya bütüncül ve çarpıcı bir görsel-işitsel şölen çıkarmış. Şatafat yok ama minimalist yaklaşımla da ne denli etkileci ve anlaşılır olabileceğini kanıtlıyor bu çalışma. İki soprano bir mezzodan oluşan su perisi üç kızkardeş, bellerinden çelik tellerle sofitten sahneye partilerini söyleyerek ağır ağır iniyor. Böylece izleyiciye, eserin yapısıyla ilgili ilk mesaj çarpıcı biçimde verilmiş oluyor. Yapıtın değişik sahnelerinin geçtiği ortamlar, projeksiyonla yansıtılarak vurgulanıyor. Seçilen su hareketlerinin müzikle eşgüdümlü olması, hareketin filmde neredeyse kesintisiz devam etmesi, rejisörlerin önüne hep dikilen “duraganlık” tehlikesinin aşılmasına yardımcı oluyor.
Sahnede fiziksel olarak yer verilen ögeler, epik bir anlayışı yansıtıyor. Biçim ve renkleriyle hem yabancılaştırma, hem eşanlamlandırma efekti görevi yapıyor. Geyik ve Rusalka’nın safiyeti temsil eden “beyaz”la, aldatma, ayartma gibi duyguları temsil eden geyik boynuzu ve aslında bir büyücü olan konuk prensesin “kırmızı”yla eşleştirilmesi, öz-biçim ilişkisinin yansıtılmasına yardımcı olan seçimler. Büyücü Jezibaba ile cadı yabancı prensesin fantastik saç tasarımları, hem çizilen tiplemeyi bütünlüyor, hem de iki karakterin gerçeküstü güçleriyle ilgili ipuçlarını veriyor. Manizade’nin bu reji çalışmasında giysilerin tasarımını yapan Ayşegül Alev ile sahne tasarımını projeksiyonla birlikte hazırlayan genç Çağda Çitkaya’yı kutluyorum. Mustafa Eski de istenen ışık ortamını sağlayan isim.
p1190281 p1199969 p1190084

PERİNİN AY ARYASI
Opera tarihinin öndegelen şarkıları arasında yer alan “Ay Aryası”nda ve yapıtın bütününde Rusalka’yı oynayan genç soprano Zişan Damcıoğlu gayet doğal, zorlamasız ve sağlam söyleyişiyle, gelecekte çok daha ciddi rollere aday olduğunu gösteriyor. Prenste tenor Göksel Yaran, rolünün ikilemlerini hem sahne duruşu, hem sesiyle kusursuz denilebilecek biçimde yansıtıyor. Su cini Vodnik’te bas Engin Suna rolüne çok yakışmıştı, iki küçük entonasyon kazası dışında, partilerini temizce ve duyguyu yansıtan vurgularla söyledi. Jezibaba’da mezzo Serap Çiftçi, yabancı prenseste soprano Sevinç Bilgin Rusalka’nın kardeşleri üç peri kızında sopranolar Sema Çavuşoğlu, Ebru Etizer ve mezzo Seda Uzmen görevlerini yapıyor. Karakter rollerinde, aşçı yamağında Sinem Baddal ile bekçide Oben Bostancı , uygun tiplemeler yaratarak, masalların komik yanını da vurguluyor.. Yapıtın özgün Çek dilinde hazırlanılmış olması, sanatsal anlamda iyi algılanmasını sağlıyor. Türkçe metin ise ekranda akıtılıyor. Şef Alexandru Samolia yönetimindeki orkestra, Dvorak müziğini gayet temiz icra ediyor.
Yapıtın bütüncül çerçevesinin oluşumuna önemli bir katkıyı da, kısa bale sahnesini hazırlayan Uğur Seyrek yapmış. Seyrek’in neoklasik-çağcıl karışımı kendine özgü hareketlerini de içeren bu bale, iskeletlerle bir ölüm dansına dönüşerek yapıtının tümünde gözetildiğini gördüğüm öz-biçim ilişkisini güçlendiren bir işlev de görüyor. Stutgart’ta çalıştığı yıllardan bu yana hep sadece çağdaş bale koreografileri yapan Seyrek’in ilk opera içi bale çalışması alkışa değer.
Erdoğan Davran döneminde parçalanmış binalardaki sıkıntılardan kurtulup Haşim İşcan Kültür Merkezi’ne geçen Antalya DOB, sahneye yansıdığı kadarıyla bu uygun altyapıya da yaslanarak hızlı bir atılım içinde görünüyor. Müdürlük görevini de üstlenen Aytaç Manizade ve ekibinin hız kesmeden bu atılımı sürdürmesini dilerim. Bir dileğim de Rusalka yapımını rotasyon sistemi içinde, gelecek sezon sahnelemek üzere, bu kez Ankara DOB’un başında olan Erdoğan Davran’ın kapması, bu güzel yapımın Ankara’nın solistleri ve korosuyla aynı çerçevede Başkent izleyicisine de sunulmasıdır. Yıllar önceden Ay Aryası çalışan sopranolarımızın varlığını biliyorum Ankara’da…
p1190364 p1190164

No Comments

Comments are closed.

360