Operaevi’nde Barut Kokuları : Çakırcalı Efe
Cuma ~ Mayıs 05, 2010 by admin Posted in Cumhuriyet Yazıları
Yansımalar 307/ Şefik Kahramankaptan, 21mayıs 2010 Operaevi’nde Barut Kokuları : Çakırcalı Efe Albayı bariton Tuncer Tercan canlandırıyor, bu arada bestecinin öz-biçim ilişkisi bakımından öyküyle uyuşan “İzmir’in Kavakları”, “Efelerin Efesi”, “Çökertme” gibi üç türküyü de ustaca yapıta yerleştirmesi, anlatıcının bir şancı olmasını zaten zorunlu kılıyor. Böylece Tuncer Tercan 1988′deki “Uçarcasına” balesinden sonra, bu kez bir dans tiyatrosunda türkülerimizi söylüyor. “Kadın” gazeteciyi de, librettist Ebru Saçar oynuyor. DTCF Tiyatro Bölümü oyunculuk mezunu Ebru Saçar, alanında deneyim kazanmış yetenekli bir sanatçı. Ancak takıldığım bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim. İkidir “kadın” sözcüğünü tırnak içine alarak vurgulamamın nedeni, librettistin kitapçıktaki yazısında ve sanatçı listesinde “bayan gazeteci” diye yer alması. Zarf üzerine örneğin “Bayan Ebru Saçar” diye yazmamızda sakınca ve kural hatası yok. Ama “bayan mühendis, bayan doktor, bayan gazeteci” diyemeyiz. Bilmem, kimi kadın akademisyenlerin bile kendilerini İngilizcedeki “Mrs.”, Fransızcadaki “Madamme” öntakılarının Türkçeye tercümesi olan “Bayan” diye nitelendirmelerinden kurtulabilecek miyiz? Yapıtta sahne Antalya’nın tasarımcısı Gürcan Kubilay tarafından iki perde için tek oluşumla tasarlanmış, küçük işlevsel değişimler ve aksesuar destekleriyle, getirilen yoruma yeterli mekanı sağlıyor. Tasarımıcı, sahneyi modern ve işlevsel çizgilerle toparlarken, kostümleri birebir dönemsel olarak ele almış. Süvari-Piyade ayrımı, “atbaşı” maskelerle dansçıların “atçılık oynar gibi”, piyadelerin de “askercilik oynar gibi” gezinmesiyle temsil ediliyor! Sonra tüfek ya da tabanca patlatılıp ortalığı “barut kokusu” sarınca, izleyici birden irkilip, atçılık-askercilik havasından sıyrılıyor. Bunların, Çakıcı’yla ilgili her “takip” ve “müsademe”yle ilgili sıkça tekrarlanması, koreografik yaklaşımın gücünü azaltıyor. Emin Saraçoğlu’nun ışık düzeni yer yer, çok fazla karşıtlık yaratarak, algılama güçlüğü yaratıyor. Yapıtın sahnelenmesinde zorluk, karakter sayısının fazlalığından kaynaklanıyordu. Bengier, bu engeli, çalıştırıcılar Ayfer Alpan, Serhat Elat, Yekta Oktay’ı ve kendisini oyuncu-dansçı olarak kullanarak aşmış. İşin içinde karşılıklı “özveri” bulunması, yapılan katkının değerini arttırıyor. Çakıcı’nın annesinin bir de türkü okuması gerekiyor, bunu dikkate aldığımızda belki bir soprano da gelecek sezon için düşünülebilir. Yaklaşık birer saatlik iki perdeden oluşan oyun, bazı tekrarlar gözden geçirilerek biraz kısaltılırsa etki gücü daha artabilir.
Bugünlerde nedense hep rahmetli İsmet İnönü’ye atıfta bulunmak gerekiyor! Ne derdi İsmet Paşa? “Klasik müziği israrla dinleyeceksin, kulağın alışacak, öğreneceksin!” Niye yeterince Türk operası, balesi yok diye hayıflananlara Paşa sağ olsa “ Proje yapmak, yazmak, yazılmışları seslendirip sahnelemek için israr edeceksin” derdi. Bale ve MDT’de aktif olabilecek yaşı geçmiş dansçılardan oluşan bir grup olarak kolları sıvadıktan sonra, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen’in biçimlendirmesiyle Ankara Müdürlüğü altında çalışan “Birim Dans Tiyatrosu”, işte bu israrı gösteriyor. 2004′te yabancı kökenli “Guguk Kuşu” ile başladılar, bizden “Töre” ve “Gönüllü Çekmeceler” ile devam ettiler. Bu kez “Çakırcalı Efe” ile bir bakıma altı yılda katettikleri mesafeyi de sergiliyor, âdeta “yolumuz bulduk” mesajını veriyorlar.
Fikir, yapıtın koreografisini yapıp sahneleyen BDT Sanat Yönetmeni İhsan Bengier’e (d. 1960 ) ait. Sahne ve film müzikleri üzerindeki uzmanlaşmasını sürdüren besteci Cem İdiz (d.1959), müziğini, Yaşar Kemal’in 1972′de yayımladığı Çakırcalı Efe başlıklı kitabından yararlanarak metinleri hazırlayan, dramaturji çalışmasını yapan Ebru Saçar’ın (d.1977) librettosu üzerine kurmuş. Libretto ve metinlerin ciddi bir çalışmayla hazırlanmış, emek verilmiş olması sevindirici.
Perde açıldıktan sonraki ilk dakikalar, sadece sözsüz tiyatroya, “mim”e dayalı olduğundan “Eyvah” dedirtti ama işin içine dramaturji çalışmasının ürünleri girmeye, öykü danslarla da derinleşmeye başladığında hava değişti. Anılarını Yaşar Kemal’e anlatmış olan Çakırcalı’yı öldüren müfrezenin komutanı Osmanlı albayı Rüştü Kobaş’ın ve kendisiyle konuşmakta olan bir “kadın” gazetecinin, anlatıcı konumunda kullanılmaları, hem dinleyicinin bilgilenmesi, hem de akıcılığın sağlanması açısından yararlı bir seçim olmuş.
Cem İdiz’in müziği, hem tümüyle Anadolu kokusu taşıması, Çakırcalı ve öteki “efe” kültürü türküleri kullanımı, dramatazisyonu müziksel olarak destekleyici ögeleri yeterince taşıması, ama bunu yaparken de dinleyiciyi ürkütmemesi nedeniyle bence başarılı… “Osmanlı kent yaşamını”nın yansıtıldığı ikinci perdenin başındaki Şostakoviçvari valsi iç acıçı. İdiz, Batı tarzını kullanarak, herşeyi bizim kokumuzu taşıyan, koreografa da kolaylık sağlayan özgün bir müzik ortaya koymuş. Üstelik bunu yaparken özgün halk çalgısı olarak “asma davul” dışında bir enstrüman da kullanmamış. Kendisini kutluyorum. Şef Sunay Muratov yönetimindeki opera orkestrası , birkaç solo kazası dışında müziği başarıyla seslendirdi. Bengier’in koreografisi, “dans tiyatrosu” çerçevesinde dansın ağır bastığı yerlerde anlatının gücünü arttırıyor. Her zaman dansçıların kendi katkılarını da ortaya koydukları, solo ve ikili danslarda, Çakırcalı’yı oynayan Emre Onuk ile ikinci eş Fatma’yı oynayan Özge Kınıklı, yapıttan “bale lezzeti” de alınmasını sağladılar. Finalde, öldürülen Çakıcı’nın kızanları tarafından kaçırılan bedeninden kol ve başının ayrılarak sadece gövdenin bırakılması ve Çakıcı’nın sofitoya çekilerek bu bu yaşanmış öykünün bir söylenceye dönüşerek toplmsal belleğe kazınacağı mesajının verilişi etkileyici biçimde canlandırıldı.

Birkaç söz de kitapçıkla ilgili etmek gerek. “Konu” var ama metinlere yer verilmemiş. Bengier’in bir yazısı var ama ben besteci İdiz’in de müziğini anlattığı bir yazısını okumak isterdim doğrusu. Kitapçıkta yaratıcı kadronun “yaşam notları” da “kısa” olmanın çok ötesine uzanmış! İlk kaynak Yaşar Kemal’in altı sayfalık biyografisi yerine, bunun dört sayfası Çakırcalı ile ilgili yazdıklarından bir seçkiye ayrılsa daha okunur olmaz mıydı?
Çakırcalı Efe için, tüm katkı sahiplerini kutlamak istiyorum. “İsrar” edilince, “ispat” da kendiliğinden oluşmuş, eleştirilebilecek ayrıntılar ve iç dengeler gereği ortaya çıkmış bazı yetersizlikler olsa da, herşeyiyle yerli yapımların belirli bir kalite düzeyinde ortaya konulabileceği kanıtlanmıştır.






