Nâzım ve Kısrakbaşları: Şiirin Heykelini Yapabilir misin Filinta?
Cuma ~ Haziran 06, 2010 by admin Posted in Cumhuriyet Yazıları
Yansımalar 310/ Şefik Kahramankaptan, 11 Haziran 2010 Nâzım ve Kısrakbaşları: Nâzım Hikmet’le ilgili anma toplantıları beni çocukluğuma götürdü. Kadıköy’de Hasırcıbaşı’ndan Şifâ’ya doğru giderken sağdaki bir sokağın içindeki tek katlı küçük ev, Nâzım denince hep sisli anılarım arasından gözümün önüne geliverir. Evin önünde siyah bir otomobil dururdu hep, uzun kalın paltolu ve şapkalı, ayakları Beykoz kunduralı adamlar, kaldırımda “kaminote” denilen ispirto ocağıyla bir şeyler pişirirlerdi. Babama bu adamların kim olduğunu sorduğum zaman “Sivil taharrîler” yanıtını aldığımı gayet iyi anımsıyorum. Evde kimin oturduğunu sorduğumda ise rahmetli babacığım, çocuk aklıma kötülük düşmesin diye olsa gerek, “İyi bir insan oturuyor orada, ona bir kötülük gelmesin diye kapısında nöbet bekliyorlar!” demişti. Sık kullandığımız bu yoldan her geçişte siyah polis arabasını ve “taharrî”leri meraklı gözlerle süzerdim. Sonra birgün arabanın ve polislerin kaybolduğunu farkettik. Babam, “Yurtdışına gitmiş oğlum, artık gerek kalmadı taharrîlere” demişti. YURTSEVERLİK SÖYLEMİ dört nala gelip uzak asya’dan bilekler kan içinde kapansın el kapıları yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür TASLAĞI HAZIR, SİPARİŞ BEKLİYOR Ne alnımızda bir ayıp,
Şiirin Heykelini Yapabilir misin Filinta?
Nereden bilebilirdim ki, gençlik okumalarımız bu “iyi adam”ın güzel Türkçemizi adeta damıtıp süzerek yazdığı o güzelim şiirlerle, destanlarla geçecek. İki kez ziyaret ettiğim Moskova’daki mezarının başında, babamı da andım hep… Üzerindeki oyma ile Nâzım’ın dinamizmini anlatan doğal kayanın duruşundan hem iğretilik, hem de ağırlık hissettiren bu mezarın başında bu yıl “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin de resmen Büyükelçi ile temsil edilmesi, Kültür Bakanlığı’nın özel bir kitap hazırlatıp bastırması, kişiye “hak önünde sonunda yerini buluyor” dedirtiyor. Ama hakkın sahibi, hasretleri gönlüne gömülü yurdundan uzak öldükten yıllar sonra!
Şimdi Nâzım’ı evimin girişine onun anısına diktiğim, her ilkbahar pıtrak gibi açan “mor salkım”la anarım. Nâzım’ı konu alan her yaratı, kendi niteliklerinin yanısıra Balaban’ın deyimiyle “Şâir Baba”yı konu aldığı için dikkatimi daha çok çeker. Bursa hapishanesinde onun resim sanatındaki naif gelişimine önemli katkılarda bulunan Nâzım’ı ne de güzel resmeder Balaban… En güzel büstlerinden birini de, bu yıl ÇAĞSAV Onur Ödülü ve Küba’ya götürdüğü heykelle gündemde olan heykeltraş Mehmet Aksoy yapmıştır. Polonezköy’deki evatölyesindeki kitaplığında durur. Son yaptığı ve Antalya’da açılan “Nâzım Hikmet hapiste” heykeli de çok anlamlı. Demir parmaklıklar var ama Nâzım’ın başını örtmüyor, arkada kalıyorlar. Herhâlde “gövdesi hapiste olsa bile ruhunun özgürlüğünü” anlatıyor olmalı. Böylesine bir yorum, başta Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal olmak üzere nicedir “İsrail inadıyla” içerde tutulanlar için de geçerli bence… Nâzım’ın bugünlerde dilden dile yeniden dolaşmaya başlayan “Akrep gibisin kardeşim… Koyun gibisin kardeşim…” dizelerindeki çözümlemesi hâlâ ne denli güncel, ne kadar geçerli…
Aksoy’un “Nazım Hikmet hapiste” heykelinin altındaki plakaya ozanımızdan dizeler de işlenmiş. Ama haberlerin hiçbirinde hangileri olduğuna rastlayamadım. Nazım’ın yurtseverliğini gösteren, ülkemize sahip çıkmamızı hatırlatan en sevdiğim dizelerini tahmin edersiniz:
akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim
dişler kenetli
ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak
bu cehennem,bu cennet bizim
bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
bu dâvet bizim
ve bir orman gibi kardeşçesine
bu hasret bizim.

Fazıl Say, Nâzım Oratoryosu’nda bu dizeleri koroya söyletmiştir, böylece ozanın oradaki “biz” vurgusuyla öz-biçim ilişkisi sağlamıştır. “Bu dizelerin heykeli de yapılır mı?” diye sorarsanız, taslağı hazır bile! Heykeltraş Filinta Önal, Ankara Ümitköy’deki Batıbirlik Sanat Galerisi’nde açtığı son sergisinde küçük döküm ve yontularıyla birlikte, bu taslağı da sergiliyor. Gerçekleştirilebilirse, 5 metre yüksekliğinde olacak, Akdeniz’e uzanan kısrak başları… Nâzım’ın dizeleri de kaidede yer alacak. Böyle bir heykel nereye yakışır dersiniz? Gene Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın mı, yoksa Aziz Kocaoğlu (İzmir) veya Macit Özcan (Mersin) mı? Heykel konusunda duyarlılığını bildiğimiz Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da bence bu potansiyel siparişci listesinde… Bakalım kim önce ilgilenecek?
Bu 38 yaşındaki iyi heykeltraşın kim olduğunu merak ettiyseniz, Hacettepe GSF mezunu, yüksek lisanslı, çeşitli ödüllere sahip bir heykeltraş ve Nazım’ın ardılı Ahmet Arif’in oğlu… Özgürlük hasretiyle eskitilen prangaların ozanı bakın daha Filinta’nın doğduğu yıllarda âdeta bugünleri, hapislerde suçsuz tutulanları ve dâhi Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelişini nasıl anlatmış :
Ne koltuk altında saklı haçımız.
Biz bu halkı sevdik ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz korkunç suçumuz…



