Dervişler Korosu, Schmitt’in Salavat İlahisi ve Prömiyer Kayıtlar…
Cuma ~ Haziran 06, 2010 by admin Posted in Cumhuriyet Yazıları
Yansımalar 311/ Şefik Kahramankaptan, 18 Haziran 2010 SCHMITT VE “SALAVAT” İLAHİSİ MESUT İKTU’DAN ARŞİVE ÖNEMLİ KATKI USMANBAŞ, TUĞA VE TADA’DAN PRÖMİYER KAYITLAR

Dervişler Korosu, Schmitt’in Salavat
İlahisi ve Prömiyer Kayıtlar…
Değerli besteci ve teorisyen, eğitimci Prof. İlhan Baran’la (d.1934) aradabir buluşup, müzik ve dünya üzerine verimli sohbetler yaparız. Geçenlerde söz Osmanlı kompozitörlerinden açılmıştı ki, İlhan Hoca “Bizde yeterli tarih araştırması yapılmıyor, müzikologlar yeterince çalışmıyor, bu konularda araştırmaya önem ve destek verilmiyor!” diye esip gürledi. Hak vermemek elde değildi. Daha çeşitli kütüphanelerde Farsça, Arapça ve Osmanlıcadan günümüz Türkçesine çevrilmeyi bekleyen müzik üzerine nice kitap bulunuyor.
Masamın başına dönüp bilgisayarı açtığımda hoş bir sürprizle karşılaştım. Yeditepe Üniversitesi’nde Antropoloji Bölüm Başkanı olan etnomüzikolog Prof. Dr. Feza Tansuğ, ilgilenmem ricasıyla bir basın bildirisi göndermişti. Tansuğ, Ludwig van Beethoven’ın (1770-1827) ölümünden 16 yıl önce yazdığı sahne müziği Atina Harabeleri’nde (Die Ruinen von Athen – op. 113 ) yer alan “Dervişler Korosu”nu bestelerken dügâh makamında bir Mevlevi Ayini’nden esinlendiğini ortaya çıkardığını muştuluyordu. Peki, Osmanlı topraklarını hiç ziyaret etmeyen Beethoven, bu müziğe nasıl ulaşıp esinlenebilmişti? Tansuğ’a göre, Beethoven Fransız tüccar – seyyah Jean Antoine du Loir’ın İstanbul’da dinleyip kağıda geçirdiği, 1654 yılında Paris’te yayımladığı Mevlevi Ayini notasından yararlanmıştı.
Baran’ın eleştirileri daha kulağımda sıcakken, böyle bir bulgu ile karşılaşınca, “Bir dahaki buluşmamızda Hocaya vereceğim yeni bir haber çıktı” diye düşünmekten kendimi alamadım. Tansuğ”un saptamasının, Batı’da yeterince yankı bulmasını dilerim. Tüm okurlarıma da Beethoven’in sahne müziğinden düzenlediği orkestra süitinin bulunduğu CD’yi edinerek dinlemelerini öneririm. Dervişler Korosu’nun yanında, Türk ordusunun yaklaştığını haber veren Mehter esinli “Türk Marşı” da bu yapıtın içinde yer alır. Beethoven’in insanlığa armağan ettiği, barış ve kardeşliği konu alan 9. Senfonisi ise, bu akşam Bilkent Odeon’da Işın Metin yönetimindeki Bilkent ve Bilkent Gençlik Senfoni Orkestraları’yla Ankara Devlet Çoksesli Korosu’nca seslendiriliyor. Bu yapıtın son bölümünde de dikkatli kulaklar Türk askerî müziğinden esintileri hissedebilirler.
Söz Batı müziğindeki Türk etkisinden açılmışken, Türkiye’de az tanınan, hâttâ bazı müzikologların bile duymadığı Florent Schmitt’in (1870-1958) “Salome’nin Trajedisi” başlıklı 6 bölümlük yapıtına dikkati çekmek isterim. Bu bağımsız Fransız besteci 1900′lü yılların başlarında Rusya ve eski Osmanlı coğrafyasındaki pek çok ülkeyi kapsayan bir gezi gerçekleştirmiş, 1903′te de İstanbul’da aylarca kalmış. Padişahın cuma selamlığı törenlerini özellikle izleyen Schmitt’in yapıtında, gerçekleştirdiği gezinin izleri rahatlıkla algılanıyor.
Özellikle yapıtın “Işıkların dansı” başlıklı dördüncü bölümünün bir Türk besteci tarafından yazıldığını zannedebilirsiniz. Orada yansıtılan ilahînin ezgileri, makamsallık ve yaratılan mistik atmosfer Schmitt’in İstanbul’da hayli araştırma yaptığının ve çok etkilendiğinin göstergesi sayılabilir. Bölümün ana ezgisini, “Salavat” olarak bildiğimiz ilahî oluşturuyor. Bestecinin bu eseri Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın şef Sascha Goetzel yönetiminde kaydettiği, “Onyx” etiketli ilk CD’de yer alıyor, piyasadan edinebilirsiniz. Respighi, Hindemith ve Schmitt’in üç yapıtını kapsayan CD’deki seslendirmeler parlak ve başarılı…
Schmitt’in cuma selamlığından esinlenerek yazdığı “Selamlık” başlıklı senfonik şiirle, “47. İlahî” adlı parçasının kayıtlarına ise rastlayamadım. Bakarsınız, Borusan işin arkasını da getirir ve bu iki yapıtı da seslendirip kaydeder! Hâttâ mâdem başladı, arkasını getirmelidir. Bu arada Schmitt’in Op.82 Senfoni Konçertant’ı, keman-piyano sonatı ve iki piyano için yapıtını Hüseyin Sermet’in kaydetmiş olduğunu da hatırlatmakta yarar var.
Arşiv değeri olan bir CD de Kalan Müzik’ten çıktı son günlerde. Bariton Mesut İktu’nun piyano ve orkestra eşlikli olarak değişik dönemlerde seslendirdiği, Türk bestecilerinin türkü düzenlemelerini topladığı “Türk Ezgileri” başlıklı CD, folklorik malzemenin çoksesli olarak yeniden işlenmesi ve operatik söylemle seslendirilmesine güzel bir örnek. Düzenlemeleri bulunan besteciler şunlar: Ahmet Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Muammer Sun, İstemihan Taviloğlu, Burhan Önder, Mehmet Aktuğ, Turgay Erdener, Sayram Akdil, Erdal Tuğcular ve Orhan Tanrıkulu. Türkülerin bazılarıyla ilgili Mesut İktu’nun ilginç anıları da var. Örneğin Sayram Akdil’in “Efem”ini henüz konservatuvar öğrencisiyken ilk kez İsmet İnönü’nün de hazır bulunduğu bir konserde seslendirmiş ve bu türkü kendisine adanmış. Ulvi Cemal Erkin’in “Hanife ve Divan”ının kayıp olan orkestra malzemesini, İktu bulduğu bir şef partitüründen bir yıllık uğraşı sonucu el yazması olarak yeniden toparlamışt. Sabırla biriktirilen kayıtların derlenmesiyle oluşturulmuş bu CD, Mesut İktu’nun Cumhuriyet dönemi müzik arşivine önemli bir katkısı…
Bu arada, arşivden yeniden güncele taşınan gene türkülerimiz kaynaklı bir çalışmayı da Odeon yaptı.
Modern Folk Üçlüsü’nün kayıtlarından süzdüğü “40 Yılın Öyküsü” başlıklı CD+DVD albümüyle, türkülerin çoksesli olarak popüler ortama ne denli başarıyla taşınmış olduğunu anımsadık. Bu albümde bilenler için nostalji var, ilk kez dinleyecekler ise hayrete düşeceklerdir.

A.K. Müzik’ten yeni çıkan “Ayışığı” başlıklı klarnet-piyano ikilisi Emirhan Tuğa-Yuka Tada’nın kaydı, dikkate değer bir başka çalışma. Özelliği hem değişik tarz müziklerden oluşması, hem de içinde prömiyer kayıtlar barındırması… Örneğin, 2011′de 90′ıncı yaşını kutlayacağımız değerli uluslararası bestecimiz İlhan Usmanbaş’ın özgün klarnet-piyano sonatı ilk kez kayıt altına alındı. Aynı şekilde Yuka Tada’nın (d.1971) Miyama Süiti ile Emirhan Tuğa’nın (d.1970) Hicaz Mandra uyarlaması da bu CD ile prömiyer yaptı.
Bu çalışmayı “Birlikte müzik yapmanın kıtalararası keyfi” olarak nitelendiriyorum. Çünkü Ankara Devlet Konservatuvarı mezunu Emirhan Amsterdam’da, Yuka Tada ise Hiroşima’da yaşıyor ama konservatuvarda kurdukları ikiliyi yaşatıyor, her yıl en az bir resital veriyor ya da turne yapıyorlar. Bu ay Hollandalı müzisyenlerle çeşitli bestecilerin klarnetli üçlülerini değişik salonlarda seslendiren Emirhan Tuğa, klarneti “kadife” gibi üfleyen bir icracı. İkilinin uyumlu birlikteliğiyle içlerinde Poulenc, Schumann, Piazzola gibi bestecilerin yapıtlarının yer aldığı, adını ise Beethoven’in ünlü sonatından alan bu CD’yi edinip dinlemenizi salık veririm.

