Don Giovanni Ankara'da... PDF Yazdır e-Posta

Ayşe, Burcu, Pervin, dikkat!

Ankara Operası'nda başarılı bir ilksahneleme yapan Mozart'ın “Don Giovanni” operasına gidecek kadın izleyiciler, Leporello'nun ünlü aryasında, yansıtılan “liste”ye dikkatle baksınlar, onca İtalyan, Alman, İspanyol arasında adları var mı? Seçebildiklerimden bazılarını örnek olsun diye başlığa aldım ama sığmaz diye Zeynep'le Makbule'yi koymadım! Orada Türk adları ne mi arıyor? Öykü kimilerinin sandığı gibi sadece bir İspanyol halk söylencesi değildir. Librettist Lorenzo da Ponte, öyküyü Mozart için işlerken, uluslararası çapkın Casanova'nın birinci ağızdan dinlediği serüvenlerinden yararlanmıştır. Casanova, Venedik donanmasına yazıldığında İstanbul'a da gelmiştir. Özgün librettoda “Turchia” bu nedenle yer almaktadır. Rejisör Yekta Kara da, herhalde bu fırsatı kaçırmayıp, Türk kadın adlarını da “liste”ye alıvermiş olmalıdır.

Aslında Don Giovanni şanslı, çünkü son 20 yıl içinde, ikinci kez “iyi bir yapım” olarak Ankaralı izleyicinin karşısına çıkıyor. 1992'de Yücel Erten'in rejisiyle dinamik, izleyiciyle yoğun iletişim kuran bir yapım izlemiştik. Bu kez Yekta Kara'nın mekân ve zaman kavramlarını görmezden gelerek kolaylaştırdığı sahneüstü, dinleyiciyi etkileyen ama bazen de yabancılaştırıp, ayrıntıları ön plana çıkartıp dikkatini dağıtan ögelerle süslü. Örneğin üç erkek dansçıyla kurgulanmış “ölüm melekleri”, tıpkı Kara'nın Machbet'indeki cadılardan üçü gibi, sahnede ölüm temasının yer aldığı her yerde sürekli devinim halinde. Bu düşünce, biraz daha ölçülü kullanılmış olsaydı daha etkili olabilirdi sanki... Yapıt özünde nasıl hem komedi, hem trajedi ögelerini içeriyorsa, sahne tasarımında da benzeri bir durum sözkonusu. Eski görünümlü ev-balkon sahneleri, buna karşın modern bir kentin silueti ve kafe tipi masa-sandalyeler gibi... Chiristian Floeren'in tasarımındaki çelişkilerle, Şanda Zıpçı'nın giysilerindekiler birbirini tamamlayarak “ortaya karışık” eklektik yaklaşımı bütünlüyor. Fuat Gök'ün ışığının da katkısıyla, Don Giovanni'nin, intikamını alan heykel tarafından yeryüzünün derinliklerine götürülüşünü betimleyen final sahnesi etkileyici...

Don Giovanni'de, dünyanın her sahnesinde söyleyecek kapasiteye sahip bariton Eralp Kıyıcı çok başarılı. Donna Anna'da deneyimli soprano Feryal Türkoğlu, yer yer “forte/ fazlaca yüksek” söylerken, Donna Elvira'da Esin Talınlı, Leporello'da bas Sabri Karabudak, Il Commandatore'de bas Mithat Karakelle dengeyi tutturuyorlar. Don Ottavio'da tenor Ayhan Uştuk, özellikle “piano / hafif” kısımları özenle söyleyerek kendine özgü ses rengiyle başarılı oldu. Ama yapımın genç yıldızları, Zerlina'da soprano Görkem Ezgi Yıldırım'la Masetto'da basbariton Cem Beran Sertkaya'ydı. Winfried Müller yönetimindeki orkestra uvertürde tutuktu, sonra sahne devinimiyle birlikte müzik yerine oturdu. Alessandro Cedrone'nin hazırladığı koro da, yapımın iyi çıkmasında katkı sahibiydi. Bu yapımı görmenizi öneririm.

CA-397 - 7 Şubat 2012 Salı - Cumhuriyet Ankara

 

 

Cumhuriyet Yazıları Arşivi

Cumhuriyet Yansımalar
RocketTheme Joomla Templates